| PEYGAMBERİN HAYATI HER KESİN GÖZDEN GEÇİREBİLECEĞİ AÇIK BİR KİTAPTIR |
|
İslâmiyet’in kutsal kurucusunun hayatı açık bir kitaptır ki, insan onun hangi faslına göz atsa enteresan tafsilâta rastlayabilir. Hz. Resulüllah’ın (S.A.V.) hayatı bütün dinî öğreticilerin veya peygamberlerin hayatından daha teferruatlı ve tafsilâtlı şekilde tarihçe kayıt ve zaptedilmiş olduğu gibi, inceleme ve araştırmalara daha ziyade açıktır. Gerçi tarihçe kayıt ve zaptedilmiş olan bu materyal bolluğu kötü niyetli tenkitçilere fırsat vermiştir. Fakat, onların tenkitlerini gözden geçirip bertaraf ettikten sonra, edineceğimiz iman ve bağlılık ruhunu başka hiç bir fâninin hayatı bize ilham edemez. Mazinin karanlıkları içinde örtülü kalmış belirsiz ve donuk hayatlar tenkitten kurtulabilirler; fakat onlara bağlı bulunanların ruhunda kuvvetli bir iman ve güven yaratamazlar. Bazı itirazlar ve hayal kırıklıkları bu yüzden ortada kalır. Fakat Hz. Resulüllah’ın (S.A.V.) hayatı kadar teferruatlı şekilde kayıt ve zaptolunan bir hayat bizi evvelâ düşündürür ve sonra da inandırır. Tenkitler ve uydurma tefsirler bertaraf edilince, böyle bir hayat tamamen ve ebediyen kendini bize sevdirir.Bununla birlikte, kolayca anlaşılabileceği gibi, bu kadar açık ve engin bir hayatın hikâyesi küçük hacimli bir eserde lâyıkıyla anlatılamaz. Ona ancak kısaca göz atılabilir. Fakat bunu bile yapmağa değer. Bir din kitabı üzerindeki araştırma ve incelemeleri o kitabın öğreticisine dair bilgiler ile tamamlamak mümkün olmazsa öyle bir kitapta fazla cazibe yoktur. Bir çok dinler bu noktayı gözden kaçırmışlardır. Meselâ Hindu dini Vedaları kutsal tutuyor. Fakat Vedaları Allah’tan (C.C.) getirmiş olan Rişiler hakkında bize bilgi vermiyor. Hindu dinini savunanlar, İlâhî bir tebliğin o tebliği getirene dair aydınlatıcı bilgi ile tamamlanması gerektiğine inanmıyorlarmış gibi görünüyorlar. Diğer taraftan, Yahudi ve Hıristiyan uleması kendi peygamberlerinin kusurlarını ilân etmekten çekinmezler. Bir vahiy almış olanı o vahiy ıslah edemezse, öyle bir vahyin başkalarına faydası dokunamayacağını düşünmezler. Vahiy alan ıslah kabul etmezse, Allah (C.C.) onu niçin seçti? Seçmesine lüzum var mıydı? gibi bir düşünce akla gelir. Bu ise mantığa uygun değildir. İlâhî elçilerden bazısını aldıkları vahiy ıslah edememiştir diye düşünmek, Allah (C.C.) bazı vahiyler için ehliyetsiz elçiler seçmekten başka bir tedbire sahip değildir diye düşünmek kadar saçmadır. Bununla birlikte bu gibi fikirler çeşitli dinlere girmiştir. Bunun sebebi belki de mezkûr dinlerin ve o dinleri tesis edenlerin bu gün birbirlerinden çok geniş bir zaman aralığı ile ayrılmış olması, veyahut ta insanın bilincinin İslâmiyet ortaya çıkıncaya kadar bu gibi fikirlerdeki sakatlığı görememiş olmasıdır. İlâhî bir kitabı ve o kitabın öğreticisini birlikte incelemenin önemini İslâmiyet daha ilk günlerinde takdir etmişti. Hz. Resulüllah’ın (S.A.V.) kutsal zevcelerinden biri genç Hz. Ayşe (R.A.) idi. Kendisi Hz. Resulüllah (S.A.V.) ile evlendiği zaman ondört yaşlarında idi. Sekiz sene Hz. Resulüllah (S.A.V.) ile hayat arkadaşlığı yaptı. Hz. Resulüllah’ın (S.A.V.) vefatında takriben yirmi iki yaşında idi. Gençti ve okuması yazması yoktu. Buna rağmen, bir öğretim sistemi ile onun öğreticisinin birbirinden ayrılamayacağını takdir etmişti. Hz. Resulüllah’ın (S.A.V.) karakterini anlatması kendisinden istenildiği vakit derhal: onun karakteri Kur'andır, diye cevap vermişti (Ebu Davud). O, Kur'an’ın öğrettiğini yapardı; ve Kur'an’ın öğrettiği de onun yaptığından başka bir şey değildi. Hindu, Yahudi ve Hıristiyan ulemasının kavrayamadığı bir gerçeği okuma yazma bilmez bir genç kadının kavramış olması Hz. Resulüllah’ın (S.A.V.) şanını ve mertebesini yükselten bir durumdur.Hz. Ayşe (R.A.) kısa fakat veciz bir cümle ile büyük bir gerçeği ifade etmiştir: Gerçek ve namuslu bir öğreticinin öğrettiğinden başka bir şey yapması, veya yaptığından başka bir şey öğretmesi imkansızdır. Hz. Muhammed Resulüllah (S.A.V.) gerçek ve namuslu bir öğretici idi. Hz. Ayşe (R.A.) de her halde bunu anlatmak istemişti. Allah'ın Habibi (S.A.V.) öğrettiğini yapardı ve yaptığını öğretirdi. Onu bilmek Kur'an-ı Kerim'i bilmek demektir. Aynı şekilde, Kur'an-ı Kerim'i bilmek de onu bilmek demektir.Bütün hamd-ü sena âlemlerin yaratıcısı olan Yüce Allah'a mahsustur. En yüce peygamberi olan Hz. Muhammed Resulüllah’a (S.A.V.) salât ve selâm olsun. |







