Kuran, Yahudi ve Hıristiyanlarla arkadaş olmayın diyor mu?

SORU: Kuran-ı Kerim’in, Yahudiler ve Hıristiyanlarla arkadaşlık etmememiz gerektiğini söylediği doğru mudur?

CEVAP: Yüce Kuran’ın ayetlerinin, İslam ve onun öğretilerini yermek için kullanıldığı alışagelmiştir. Ben,insanlar arasındaki en büyük yanlış anlaşılmışlığın bu ayetin her zaman Hırıstiyanlar ve Yahudilere atıfta bulunulmasında yattığına inanıyorum. Gerçek şudur ki, Kuran-ı Kerim, Hazreti Muhammed ( s.a.v.) ve onun takipçilerine içinde bulundukları durum ve ayetlerin vahyolunduğu zamanı da ilave edecek olursak ,spesifik  talimatların bulunduğudur. Böylece, Kuran-ı Kerim’i okurken tarihi, şartları ve çevreyi de hatırda tutmak pek tabii ki de önemlidir.

 

Devamını oku...
Dindar olmayanların, iyilikleri mükafatlandırılacak mı?

SORU: Bir insanın düzgün bir hayatı varsa, genellikle diğer insanlara yardımcı olduysa fakat dini inancı yoksa ölümünden sonra dindar bir insan gibi mükâfatlandırılacak mıdır?

CEVAP: İnsanlar bazen iyilik ve dine bağlılık terimleri ile ilgili belirsizlik içinde olduklarından bu çok önemli bir soru. Bu ikisi farklı terimlerdir. Sadece kısmen bir yerde buluşurlar o da; dinlerin amacı insanların içinde iyilik yaratmaktır, fakat hepsi bu kadar değil. Bütün dinler, ona yöneldiğinde insanı yaratıcısı ve Allah’ı ile buluşabilme amacını desteklerler. Eğer iyilik, Allah’a atfen değilse, ona yönelme umudu yoksa o zaman iyilik içinde midyesi ve onu yöneten ruhu olmayan boş midye kabuğu gibidir ve bu nedenle saldırıya açıktır. Bu nedenledir ki hayatın zorlu denemelerinde bu yaşanır ama elde bir şey kalmaz. Bütün gelişmiş milletlerde bu iyilik vardır. Acı çeken ve insani yardıma ihtiyacı olan milletlere karşı, örneğin, Afrika için olabilir. Bu gelişmiş milletlerden olan çok sayıda insan diğer milletlerin çektikleri acıları hissedebilirler ve kendi mutluluklarını bir dereceye kadar paylaşmak isteyebilirler. Bu iyiliktir ancak dini çıkışlı olmadığı için, millet olarak anlayışlarında, uluslar arası ilişkiler seviyesinde ortaya çıkan aynı insanların ortak ahlakları, hissiz, duyarsız bir ahlak olarak ortaya çıkar.

 

Devamını oku...
Dinden dönmenin (mürtedlik) cezası ölüm müdür?

SORU: İnançlarını terk eden veya ayrılan Müslüman’ın öldürülmesi doğru mudur?

CEVAP: Bu, medyada zaman zaman ve tekrardan bahsedilen cevap verilmesi gereken “din değiştirme” konusudur. Bu soruya kısaca verilecek cevap “hayır”dır. Şimdi daha ayrıntılı açıklayayım.

Devamını oku...
Ölümden sonra, kıyamete kadar ne olacağım?

SORU: İnsanlar kıyamet gününden sonra inançlarına göre yargılanacaklar. Eğer ölürsem kıyamet gününe kadar mezarda mı kalacağım, cehenneme mi gideceğim veya cennete mi gideceğim? Ölüm gününden kıyamet gününe kadar ne olacağını bilmek istiyorum.

CEVAP: Bu konu üstünde birçok kereler uzun uzun konuştum. Bütün soruları kapsayan bir kitap hazırlanabilir. İnsanların ölüp tekrar bir çeşit yaşama dönmesi olayının başlıca yönlerini size anlatmaya çalışacağım. Bu konudaki inançlarımızın bir özetini size anlatacağım çünkü bu inançların dayandığı delillerin tümünü sunacak zamanımız yok.

Devamını oku...
"Kafirleri öldürün" emrinin anlamı nedir?

Soru: Kuran kafirlerin neden öldürülmesi gerektiğini söylemektedir?

Cevap: Ayet kafirler dememektedir, putperestler demektedir.

Yasak aylar geçtiği zaman, putperestleri nerede bulursanız öldürün, hapsedin, abluka altına alın ve her tuzak kurduğunuz yerde onları bekleyin. Fakat pişman olurlar ve namaz kılıp zekat verirlerse onları serbest bırakın. Elbette, Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir. (9:5)

Bu ayet, sıksık İslam’da gayri müslimlerin öldürülmesine izin verilmesine delil olarak öne sürülür fakat dikkate alınmayan şey bu ayetin dayandığı tarih ve şartlardır.

Bu ayetin tarihi, Hz.İbrahim ve Hz. İsa kadar Hz.Muhammed’in(s.a.v.) Allah’ın birliğini vaaz etmeye başlayarak 13 sene zülme maruz kaldığı dönemdir. Zülme uğrayan Müslümanlar düzensizlik yaratmaktansa, daha güvenli bölgelere gitmeleri için teşvik edildikleri için, Muhammed (s.a.v.) ve sahabeleri Medine’ye göç etmişlerdir. Göç ettikten sonra, Mekkeliler bu ayet vahiy edilene kadar 9 sene kadar onlara Medine’de saldırmışlardır. Bu ayetin belirttiği zamanın şartlarına bakılırsa, bu ayetin emri sadece hicret ettikten sonra bile Müslümanlara düşmanlığa devam eden kabilelere karşıdır. Özel olarak 5 kabile belirtilmiştir (Beni Kureyza, Beni Mudliç, Beni Bekr, Beni Demre, ve Beni Süleym). Bunlar da Müslümanlarla yaptıkları anlaşmalara uymamışlardır. Önceki ayetlerde bu insanlara düşmanlıklarından vazgeçmeleri ve davranışlarını gözden geçirmek için 4 ay mühlet verildiğini unutmamak gerekir. Ne yazık ki 4 ay geçtikten sonra İslam düşmanları Müslümanlara karşı husumetlerine devam ettiler. Sadece o zaman İslam dinini ve Müslümanları dövüşerek savunması için Muhammed’e (s.a.v.) Allah tarafından vahiy gelmiştir. Bu durumda bile Müslümanların, düşmanın davranışlarından pişman olup anlaşmalara uyacaklarına söz vermeleri halinde ,onları affetmeleri ve savaşı bitirmeleri zorunlu kılınmıştır. Maalesef bu özel ayeti ayıklayarak çıkaranlar, ayetin bulunduğu Tevbe suresinin öne sürdüğü ana fikrin pişmanlık ve bağışlayıcılık olduğunu görememektedirler.

Müslümanlarda Hilafet ihtiyacı var mıdır?

Soru: Günümüzde dünya, özellikle İslam dünyası hilafet kurumuna ihtiyaç duymaktadır. Bunun önemi nedir?

Cevap: Birlik ve bir uyum içinde olması gereken Müslümanlar sayısız fırka ve mezheplere bölünmüştür. Bu sadece dini açıdan değil politik olarak da böyledir.  Hizipçilik olduğu zaman, birlik ve uyum içinde olan insanlar yapabilecekleri hiçbir şeyi bu dünyada yapamazlar. Müslüman dünyasının gücü ihtilaf ve uyumsuzluk yüzünden sadece dağılmakla kalmaz, ayrıca bu bozuk gücü birbirilerine karşı kullanırlar. Durum böyle olunca toplam sonuç sıfırın altındadır.

Gruplar çok güçlü olabilir, fakat birbirilerine tali veya ana konularda cephe alıp saldırırlarsa ve kavgayla meşgul olurlarsa güçleri dağılır ve direnme kırılır.

Bütün müslüman ülkelerde bu olmaktadır. Ne yazikki bu cihad olarak adlandırılmaktadır. Bütün bunlardan ne kazanacaklardır? Kendi uluslarının inşası, İslam’ın savunması veya düşmanla savaşmak  için hangi kaynaklar geriye  kalacaktır. Bu nedenle Müslümanlar bir İmam’ın eliyle birleşmelidirler. Dünyanın tüm Müslümanları için bir İmam olmalıdır. Fakat Hilafet olmadan bu imkansızdır. Hilafet, vefat eden peygamberi temsil eden peygamberden sonra onun takipçisi olan kişilik makamıdır ve Halife ikincil yönetici ve o peygambere tabi olan takipçidir.  Merkez otoritedir. Hilafetin temel prensibi budur.

 

Devamını oku...
Batı toplumunun geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Soru: Dini bakış açısından batı toplumunun geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Cevap: Bütün insanlığın çok ciddi olarak ilgili olması gereken ilginç bir soru bu. Gerçek şu ki zevk peşinde koşmak ve özgürlük duygusundan oluşan ikili, batı toplumunu bugünkü hale getirmiştir. Neyin özgürlüğü? İnsanı yaratıcısına bağlayan bütün bağlardan özgür olma. Bugün batının özgürlük anlayışında gördüğüm budur. Zevk peşinde koşma yollarınızı sınırlayan sorumluluğu ortaya çıkaran yücelikten özgür olmak. İşte bu batının elinde olan özgürlüktür ve ne olursa olsun sınırsız bir şekilde istediğine sahip olmanın insanlık için olmadığını unutarak hala o çılgınca sahip olunabilecek her zevkin peşinde koşmaktadırlar.

İnsan sınırlı kaynak ve yeteneklerle doğar. Sınırlı bir hayal gücü ve görüşü vardır. Onun istediği gibi hiçliğe çıkan bir yolla sonuçlanan sınırsız zevk insan için zaten imkânsızdır. Geriye kalan sadece çılgınca dünyevi zevklerin peşinden koştuktan sonra başağrısı ile beraber akşamdan kalma duygusudur. Başka zararlı yan etkileri de vardır ve toplum giderek huzursuz olmaktadır.

Açıklayacağım doğu toplumlarında, örneğin, İslam dini etkisindeki toplumlarda, kadınlar ve erkekler genellikle ayrılmışlardır ve belli bir dereceye kadar kadın ve erkek arasındaki cinsel arayış oluşumunun denetimi için öğretiler bulunur. Elektriğin telleri gibi eksi ve artı teller farklıdır. Arada izolasyon olmazsa ne olur? Enerjinin akışı bazı cihaz ve makinalardan geçerek daha zor bir yol izleyeceğine kısa devre yaparak kendisini yok eder. Böylece İslam, insani dürtülerin doğru bir şekilde kullanılması ve faydalanılması yönünden bakar. İslam, dürtülere sınırsız özgürlük verildiğinde arzuların geri tepeceğine ve zevk arayan kişiyi yok edeceğine inanır.

Devamını oku...

Ölümden sonra hayat nasıl olacak?

Soru: Ölümden sonraki hayat konusunda görüşünüz nedir?

Cevap: Elbette ki ölümden sonraki hayat kavramına inanıyoruz ancak ölümden sonra değişik bir yapıda olan hayat kavramı ile birlikte.

Kuran-ı Kerime göre hayatın evrimi daha alt seviye ve değerlerden, daha yüksek gelişme seviyelerine doğru yönlendirilmiştir. Hayatın evrim çizgisine baktığınızda alt seviyedeki hayvanlarda çok az bilincin olduğunu ve evrimin en üst noktasında bulunan insanlara en yüksek bilincin verildiğini görürsünüz. İnsan bütün yaratıkların en bilinçlisi ve en basiretlisidir. Onun bilgisi yakın çevresindekilerin çok ötesindedir.Böylece son safha için hazırlanmıştır ve bu da çok yukarılardan, Yüce Allah’tan mesajlar almaktır. Evrimin önceki safhalarında hayatın böyle bir kapasitesi yoktu. Ancak bu kapasite bahşedildikten sonra insanlığın yolculuğu ileriye doğru, yaratıcısı olan Allah’a doğru yöneldi. Bu süreç (daha yüksek bilinç seviyelerine doğru evrimsel gelişme) insanlığa bir yön verdi. Yani Allah’ı anlama kudreti verildi böylece eninde sonunda Allah’a yöneldi. Allah’a yöneliş ruh suretindeydi. Ahmedi Cemaati’nin kurucusu Hz. Mirza Gulam Ahmet İslamiyetin Öğrettiği Esaslar adında bir kitap yazmıştır. Bu kitapta bu konudan uzun olarak bahseder. Gözlemlerini tamamiyle Kuran-ı Kerim’in ayetlerine ve aynı zamanda İslam’ın Peygamberinin (s.a.v.) sünnetlerine dayandırır. İslami bakış açısından insan ruhu etkilenir ve yolunu bu dünyada çizer. İnsan ruhunun geleceğini amelleriyle, iyi ve kötü işleriyle, şekillendirir.

 

Din adına fanatizm neden var?

Soru: Günümüzde dünyadaki problemli bölgelerde dini hoşgörüsü olmayan ve tam fanatik İslam milletleri var. Bu neden böyle?

Cevap: Bunlar ne yazık ki çöküşün belirtileri. Bu dünyanın heryerinde evrensel dini gelişmeleri analiz eden birinin anlamaya çalıştığı bir olay. Örneğin Hristiyanlık fedekarlık mesajı ile başladı. İntikam yerine öbür yanağını dönmek ve affetmek. Bununla beraber bugün Hristiyan dünyasında bunu bulabiliyor muyuz? Hayır.

Bu nedenle Hz. İsa’nın mesajını değiştirmeye hakları yok ancak dinlerine karşı gelerek kendi tutumlarını değiştirmeye hakları var. Ancak böyle yaparlarsa Hristiyanlığa karşı gelirler ve Hristiyanlığı temsil etme hakları olmaz. Aynı şey İslam dünyasında olmaktadır. İnsanlar ancak davranışları tümüyle Kuran-ı Kerim’in öğretisiyle örtüştüğü zaman gerçek Müslüman olabilirler. Tek hüküm budur.

Tek bir ülke İslam'ı temsil ediyor denilebilir mi?

Soru: İslam’ın yayılma konusunu anlamak istiyorum. Bu bölge(Nijerya) belki de İslam’ın çok yanlış anlaşıldığı bir bölge. Örneğin İran’ı ele alalım. İran’da olanlar sizce dine uygun mu, bu İslam mıdır?

Cevap: İslam dünyasında İslam adına çok şeyler yapılmaktadır. Eğer İslam’ı temsil ettiği düşünülen bir devletle diğer Müslüman bir devletin eylemleri çelişkiye düşerse bu devletle ilgili ne hüküm verebilirsiniz? Örnek olarak İran’ın davranışlarının İslam’ı temsil ettiği kabul edilirse Irak’ın davranışları İslam’ı temsil etmemekte midir? Bu İslam’ı çelişkili bir duruma sokar. Libya’daki İslam görüntüsü ile İran’daki İslam görüntüsü farklıdır. Ürdün ve Suudi Arabistan’ın davranışları da diğer Müslüman ülkelerden farklıdır. Bir müslüman ülkedeki kavramlar diğer İslam ülkesindekilerine göre değişik olabilir. Bu yüzden bu ülkelerin hükümetlerinin gerçek İslamı temsil ettiklerini söylemeye hakları yoktur. Gerçek İslam ancak Kuran-ı Kerim ve İslam’ın Yüce peygamberinin sünnetlerinden yansır.

Hz İsa "Allah'a giden tek yol" olduğunu iddia eder. Bu nasıl olabiliyor?

Soru: İslam öğretisine göre Hz. İsa (a.s.) Allah’ın (c.c.) peygamberidir ve Müslümanlar da peygamberlerin doğruyu söylediklerine her zaman inanırlar. Buna göre, Hz. İsa (a.s.) peygamber olarak “Allah’a giden tek yol benim” dediğine ve doğru söylediğine göre, diğer peygamberlerden de hiçbiri bir yol ya da bir köprü olduklarını söylemediklerinden dolayı, bu durum bir çelişki doğurmuyor mu? Sadece kendisi nasıl tek yol olabilir?

Cevap: Hz. İsa’nın (a.s.) peygamber olduğu ve doğruyu söylediği konularında haklısınız. Bu durumun gerçekle bir çelişkisi yoktur. Hz. İsa’da da (a.s.) bir çelişki yoktur? Çelişki, ancak yanlış tefsirde bulunanlarda vardır. Söylediğim gibi İsa (a.s.) Allah’ın (c.c.) bir peygamberi idi ve doğru bir kimseydi. Gerçek hakkında hiçbir çelişki olmaz. Bu sebeple o kendini çelişkiye düşürmüş olamaz ve gerçek hakkında da çelişki yaratmış olamaz. Ancak doğru olmayan bazı insanlar vardır ve onlar gerçeği çarpıtırlar. Böylece onlar kendi tefsirlerinde bulunarak konuları çelişkili kılarlar. Bu tüm diğer Kitaplar’ın başına gelmiştir. Kuran’ın aynı ayetinden tamamen zıt anlamlar çıkaran Müslümanlar bile vardır. Bu Kuran’ın kendi içinde çeliştiğini göstermez, ancak onu tefsir edenler arasındaki çelişkileri gösterir.

Devamını oku...

Hz İsa (a.s.) nasıl babasız doğdu?

Soru: Birmingham’dan Faruk Ahmed sormuş. Kuran-ı Kerim’den öğrendiğimize göre, Hz. İsa (a.s.) karşı cins ile bir münasebet olmaksızın dünyaya gelmiştir. Bana, insanlık tarihinde bu çok ilginç durumun herhangi bir benzeri bulunup bulunmadığını, lütfen anlatır mısınız?

Cevap: Bu yönde bazı araştırmalar yürüttüğümü biliyorsunuz. Ancak sorun, bu problemin çok yönlü olmasıdır. Hakikatin araştırılmasının karşısındaki güçlüklerin neler olduğunu ise, şimdi açıklayacağım.

Hayvanlar âlemi söz konusu olduğunda, bilim adamları yaşam türlerinin tüm şekillerini incelemişler ve tartışmasız olarak hayvanlar arasında ve bitkisel yaşamda da böyle durumların olduğu sonucuna varmışlardır. Anneler, yani hayvanlar arasından bakir bir dişi, yardım almadan, yani karşı cinsle münasebet kurmadan, bir bebek dünyaya getirebilmektedir. Bu durum çeşitli şekillerde açıklanmıştır. Şüphesiz çift cinsiyetlilik söz konusudur. Bunun dışında, bilinen başka bazı fenomenler de vardır. Ancak insanlar üzerinde bunlar deney yoluyla kesinliğe kavuşturulamamıştır. Bu birinci büyük engeldir. İkincisi ise, geçmişte doğmuş tüm çocuklar ile ilgili bilim adamları tarafından yapılmış ciddi bir araştırma bulunmamasıdır. Her ne kadar karşı cins ile münasebeti olmadığı ve el değmemiş olduğu ve de doğumun mucizevî ya da nasıl ifade ederseniz öyle olduğu,  kendilerinin iddiaları olsa da, bu iddia toplum tarafından her zaman reddedilmiştir ve bildiğime göre, bu iddianın bilimsel olarak gerçekliğini kesinleştiren bir girişim de yoktur.

 

Devamını oku...
İslam'ın günaha bakışı nasıldır?

Soru: İslam’ın günaha bakışı nasıldır? Cennete gidenlerle Cehenneme gidenlerin arasındaki çizgi nasıl çizilmektedir?

Cevap: Allah (c.c.) ile insan arasındaki günah ve affetme ilişkisi, iki insan arasındaki ilişki gibidir. Bu, günlük yaşamda çocuklarınızın size ve ev düzenine karşı işledikleri kabahatler gibidir. Hangi anlamda bu böyledir? Şöyle ki, siz her şeyi onlardan daha iyi bilirsiniz. Eninde sonunda siz, onların işledikleri kabahatlerin, onlar için yanlış olduğunu anlarsınız ve onlar bazen affedilirler bazen de affedilmezler. Bazen öyle olur ki yapılan kabahatin sonucu olarak kendiliğinden cezalanırlar. (etki – tepki zinciri ile.) Örneğin, ateşin parlaklığına kapılan bir çocuk, annesi onu engelleyemeden yanlışlıkla elini ateşin içine sokar ve eli yanar.

Devamını oku...

İslam'da kadın-erkek eşit midir?

Soru: Siz Kuran’da kadın ve erkeğin her şartta eşit olduğunu beyan ediyorsunuz. Ancak anladığımız kadarıyla Müslüman dünyası söz konusu olduğunda, büyük bir çoğunlukla kadınların, kesinlikle bu kadar itibar görmedikleridir. Şu ifadenin gerçek olduğu bellidir; İslam’ın öğretileri insanlık tarafından böyle yorumlanmamaktadır. Birçok Müslüman erkeğin bu konuyu doğru dürüst kabullenmemeleri hakkındaki görüşünüz nedir?

Cevap: Bu yine çok önemli bir husustur. Benim söylediğim onların eşit olmadıkları. Ancak erkeklerin hakları karşısında onların da eşit haklara sahip olduklarıdır. Bu tamamen Kuran’ın açıklamasıdır. Dolayısıyla, ilgili ayeti okuduğunuzda göreceksiniz ki, Kuran-ı Kerim buna rağmen erkeklerin bazı açılardan kadınlar üzerinde bir avantaja sahip olduklarını açıklamaktadır. Örneğin, Kuran-ı Kerim başka yerlerinde de bundan bahseder. Yani erkek daha güçlü ve kuvvetli yaratılmıştır. Bunun ötesinde erkekler, bebekleri dokuz ay karınlarında taşımak ve bakımlarını yapmak zorunda olmadıkları için de bir avantaja sahiptirler. Böyle farklılıklar bulunmaktadır.

Devamını oku...

İslam'dan başka kurtuluş yolu var mıdır?

Soru: Konuşmada kurtuluşun tek elde olmadığı ifade edilmişti. O vakit Allah Kuran-ı Kerim’de neden “Allah’ın dini İslam’dır” der?

Cevap: Sizlere daha öncesinde açıkladığım gibi bu çok önemli bir görüştür. Kuran-ı Kerim’e göre İslam bir tanımlamadır ve sadece İslam adı verilen din için değil, kaynak olarak tüm dinler için geçerlidir. İslam’ın kendisine göre dünyadaki her din İslam’a dayalıdır. Buna ilaveten İbrahim’in (a.s.) dininden İslam diye bahsedilir. Bu iki ifadenin size çelişkili gelmesinin bir nedeni budur.

Devamını oku...

Reenkarnasyon hakkındaki İslami Görüş Nedir?

Soru: Reenkarnasyon hakkındaki İslamî görüş nedir? Bizlerin ruhları, biz doğmadan evvel var olmuşlar mıdır? Durum böyle ise, insan ebeveynlerini seçebilir mi?

Cevap: Bizler reenkarnasyona hiç bir şekilde inanmıyoruz. Bizler ruhların Allah (c.c.) ile kalıcı ve ebediyen yaşadıklarına inanmıyoruz. Bu bir Hint mitolojisi anlayışıdır ve batıdaki insanlar buna sadece mitolojiyi doğru dürüst anlamadıkları için inanırlar. Onların arzuları, dostları ve akrabalarının arasında tekrar tekrar yaşamaktır. Onların bu arzuları onlar açısından istenilen bir düşüncedir ve bu da onları bu mitolojiye inanmaya zorluyor.

Devamını oku...

Ölümden sonra hayat var mıdır?

Soru: Ölümden sonraki hayata inanıyor musunuz? Öldükten sonraki hayat Hıristiyan inancının merkezidir. Manevi hayat ne şekilde olacaktır?

Cevap: Ölümden sonraki hayata inanmak bizim inancımızın vazgeçilmez ve ayrılmaz bir parçasıdır. Şayet biri ölümden sonraki hayata inanmazsa, o vakit o hiçbir şeye inanmıyordur. Bu böyle, çünkü ahiret hayatına inanmamak, insana bu dünyada ne istiyorsa yapabilme ehliyetini verir ve ölüm ise kurtuluş yolu olarak görülür. Biri, her ne suçu işlerse işlesin, eğer öteki hayata inanmazsa, kendisini birine hesap verecek durumda da hissetmez. Bir zanlı belki yüzlerce kişiyi öldürmüştür ve bombalar patlatıldığında bir kişi, binlerce masum insanın ölümüne sebep olmuştur. Asıldığında veya başka şekilde maddi bir ceza söz konusu olduğunda, bu sadece bir defada uygulanabilecektir. O insan yüzlerce veya binlerce defa asılamaz ki! Dolayısıyla o, hayatta iken verdiği zararlarla birlikte gitmiş olacaktır. İşte bu nedenle İslam’da ölümden sonraki hayata inanç üzerinde büyük bir vurgu bulunur. Bu sebeple daha önce de belirttiğim gibi, tüm ilahi dinler ölümden sonraki yaşam sorusuna, çok özel önem vermektedir.

 

Devamını oku...
Cennet ve cehennem nerededir?

Soru: Cennet ve Cehennem kavramlarını açıklar mısınız? Nerededirler ve özellikleri nedir?

Cevap: Etrafımızda bulunan radyo dalgalarını hangi kavramla açıklayabilirsiniz? Onları elle tutabilir misiniz? Onları koklayabilir misiniz? Yahut düşünün! Tüm oda böylesine binlerce dalga ile dopdolu olduğu halde ve bunlar televizyon veya radyo gibi cihazlarla yakalanabiliyor olmasına rağmen, onları herhangi bir şekilde hissedebilir misiniz? Buna rağmen varlıklarını inkâr edemeyiz. Aslında özel cihazlar olmaksızın, onları kimse fark edemez. Hal böyle olunca onlar, dünyada bildiğimiz dördüncü bir boyuta aittirler. Bilim adamları da, yeni yeni farklı boyutlarda olan şeylerin varlığına inanmaya ve anlamaya başlamışlardır.

Devamını oku...

Maneviyat 5. Sayısı Yayınlandı

Çocuklar Bölümü Oyunlar, Bulmacalar, Eğlenceler

Ses-mp3 Sizin İçin Seçtiklerimiz

Video Sizin İçin Seçtiklerimiz

Downloads: 46

Hz. Resulüllah'ın (s.a.v.) yüce mertebesi

Kitap Sizin İçin Seçtiklerimiz

Downloads: 274

Ahmediler biat şartlarını kabul ederek cemaate katılırlar. Peki bu 10 biat şartı aslında nedir? Bilmeden bu şartlara uymak mümkünde de...

Galerimiz Resimler

Jalsa Salana