Mta-türk videolar için tıklayınız.

Çağımızın Sorunlarına İslam’ın Çözümü

Giriş

Bugün üzerinde konuşmak üzere seçtiğim konu, kendime bir meydan okumadır. Bu çok geniş kapsamlı ve birçok yönü bulunan bir meseledir. Mevcut kısıtlı zaman içerisinde bu konunun hakkıyla üstesinden gelemeyeceğimin endişesini bir miktar taşımaktayım. Buna rağmen iki temel soruyu yöneltmekle konuşmama başlamak istiyorum.

Bu soruların ilki şöyledir: “İçinde bulunduğumuz modern çağda, bize meydan okuyan sorunlar nelerdir?” İkinci soru ise şudur: “Bu durumlar karşısında din, bize nasıl rehberlik edebilecektir?”

Çağımızın en büyük sorunu, barış ve emniyetin kalmamasıdır. Dünyevi ilerlemeler açısından günümüz insanı çok yol kat etmiştir. Hayatın her alanındaki bu çok yönlü ilerleme ise, bilim ve teknolojinin olağanüstü gelişmesinin bir sonucudur. Özellikle birinci ve ikinci dünya ülkeleri, bunun meyvelerinden faydalanmaktadırlar. Üçüncü dünya ülkeleri-ne gelince, onlar da bir yere kadar bu bilimsel ilerlemeler-den fayda görebilmektedirler. Bu ilerlemenin ışığı, eski çağlardaki gibi ilkel yaşamın sürdürüldüğü, dünyanın en ücra köşelerine kadar ulaşmıştır. Ancak bu denli ilerlemeye rağmen günümüz insanı, gerçek mutluluk ve huzurdan mahrum bir haldedir. Huzursuzluk, ızdırap ve korku gitgide artış göstermektedir. Şüpheler ile dopdolu geleceğin korkutucu gölgeleri, her tarafı kuşatmaktadır. Geçmişten kendilerine miras kalana ise, insanlar güven göstermemektedir. Huzursuzluk arttıkça artmaktadır.

İslam kelimesinin sözlük anlamı, barış ve emniyettir. Bu bir tek sözcük, İslam’ın bütün öğretilerini, tüm güzelliği ve ge-niş kapsamı ile yansıtmaktadır. Şüphesiz İslam, barış dini-dir. Onun öğretileri, bütün insani arzular ve ilgi alanları karşısında, barış ve emniyetin garantisidir.

Sonuç olarak bugünkü konuşmamız için, çağımızda dünyanın şiddetle ihtiyaç duyduğu, aşağıda yer alan temel konuları seçmiş bulunuyorum.

1-           Dinler arası barış, emniyet ve uyum

2-           Genel olarak toplumsal barış

3-           Sosyo-ekonomik barış

4-           Ekonomik barış

5-           Ulusal ve uluslararası siyasi barış

6-           Bireysel barış

Hz. Mirza Tahir Ahmed

Vadedilen Mehdi ve Mesih’in 4.Halifesi

 

Dinler arası barış, emniyet ve uyum (1. Bölüm)

Dini değerlerin boş ve gereksiz olarak algılanması

Bugünkü din âlemi ilginç tezatlarla dopdoludur. Bir taraftan insanlar dine yabancılaşırlarken, diğer taraftan ise onun etki alanı gittikçe artmaktadır. İnsanların kalbi, beyni ve amelleri üzerinde dinin gerçek tesiri zayıfladığı halde, diğer taraftan da bazıları aşırı dini inanışlara yeniden sahip çıkmaktadırlar. Hoşgörü yok olurken, dine dayalı şiddet gitgide çoğalmaktadır. Dünyanın genel ahlaki durumuna bir bakılacak olursa, dinin yenilgiye uğradığı aşikâr bir durumdur. Suçlar hızla artış göstermektedir. Doğruluk gittikçe ortadan kalkmaktadır. İnsaf ve adalet ise yok olmaya yüz tutmuştur. Fertler, toplumlar tarafından verilen sorumlulukları göz ardı etmektedirler. Egoya dayalı bireyselcilik de gitgide artmaktadır. Bu toplumsal zaaflar, dindar olma iddiasını taşıyan toplumların içinde bile bulunmaktadır. Ahlaki çöküşün belirtileri olan bu ve buna benzer diğer zaaflar, bugün dünya düzeninin birer parçası haline gelmişlerdir. Ahlaki değerler bir dinin ruhudur. Onların gittikçe yok olmasının anlamı, dinin, ruhu uçup gitmiş bir bedene döndüğüdür. Nitekim bugünlerde dinin sözde yeniden canlanması durumu, gerçek hayat belir-tilerinden çok uzaktır. Onun bu durumu, aynı Güney Afrika’daki kimi sihirbazların bir cenazeyi yürüyormuş gibi göstermelerine benzer.

Bununla beraber, kimi yerlerde uzunca bir süredir süregelen atalet ve herhangi bir ilerlemenin de bulunmaması, dine ilgi duyan insanlar arasında bir bıkkınlık ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Onlar bazı mucizelerin gerçekleşmesini beklerlerken, bu beklentileri boşa çıkmaktadır. Bu kimseler, dünyada olup bitenlerin, olağanüstü bir güç tarafından kendi istekleri yönünde değişmesini arzularlar. Ancak bu ilginç durumlar dünyanın hiçbir yerinde beklendiği gibi gerçekleşmemektedir. Onlar, inanç ve imanlarının sağlamlaşması için tuhaf kehanetlerin vuku bulmasını istemekteler. Ancak bu arzularının hiçbiri meydana gelmemektedir. İşte böyle insanlar, yeni dini akımların oluşumuna yardımcı olmaktadırlar. Bu insanların umutsuzlukları böyle hiziplerin gelişmesine ne-den olmaktadır. Aslında yeni bir arayışın sebebi, geçmişten kaçmaları sonucu ortaya çıkan boşluğu doldurmaktır.

Bu tehlikeli eğilimlere ilave olarak, aşırı dini inanışların yeniden canlanması, uluslararası barış karşısında önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Bu tür inanışlar, toplumlara zehir aşılamaktadır. Düşünce ve ifade özgürlüğü adına karşı karşıya olunan bu durum çok tehlikelidir. Öte yandan vicdansız siyasetçiler, alevlenen bu durumu kızıştırmak için girişimlerde bulunurlar. Farklı dinler arasında asırlardır süregelen tartışmalar ve ihtilaflar, bu ateşi daha da alevlendirir. Din adına meydana gelen bu tür fesatlar, dinin güzelliğine leke sürmektedir. Uluslararası medya da bunda rol oynamaktadır. Genel olarak medyanın özgür ve bağımsız olduğu zannedilir. Ancak bu pek de gerçek değildir. Aslında onun kontrolü bazı gizli ellerdedir. Bundan dolayı, medyanın dünya üzerinde cereyan eden olaylar karşısında özgür ve tarafsız davrandığı kanaatini taşımamız da doğru değildir. Eğer bir ülkede in-sanların çoğunluğu bir dinin takipçileriyseler, oradaki medya da, diğer dinlere karşı açılan savaşta onlardan yana ortak olur. Böylece azınlığın tabi olduğu dini, şeklen daha da çirkinleştirerek sunmaya başlarlar. Durum gitgide çözümsüz bir hal alır. Şüphesiz bu fitne ve fesadın ilk avı yine dinin kendisinden başkası değildir.

Bugün din dünyasında olup bitenler, beni çok rahatsız etmekte ve düşündürmektedir. Dinler arasındaki anlaşmazlıkların ortadan kaldırılması için, günümüzde ciddi ve samimi çabalara büyük ihtiyaç duyulmaktadır. İslam’ın en güzel şekilde ve ihtiyaçlarımıza en uygun biçimde bu vazifeyi yerine getireceğinden ise, hiç şüphem yoktur.

Biz bu konuyu mesele kolaylıkla anlaşılsın diye farklı bölümler halinde ele alacağız. Mesela, uluslararası barış için olumlu rol üstlenebilecek bir din, dinin evrenselliğini kabul etmelidir. Dinin evrenselliğinden kastedilen, hangi renk, nesil ve coğrafyaya ait olursa olsun, insanoğlunun tek bir Allah’ın (cc) mahlûkatı olduğuna inanmaktır. Yaratıcıları tek olduğu için, Allah (cc) tarafından hidayetin verilmesi bakımın-dan da onlar eşit haklara sahiptirler. Eğer Allah (cc) bir zamanlar bir kavime vahiy indirdi ise, o zaman bir hak olarak vahyin her ulusa indirilmesi de mümkün olan bir durumdur.

Görüldüğü üzere bu öğreti, yalnız başına bir dinin tekelini ortadan kaldırmaktadır. Bütün dinler kendilerinde İlahi bir doğruluğun bulunduğunu söyleme hakkına sahiptirler. Bu dinlerin isimleri ve inanışları ne olursa olsun, yeryüzünde nerede bulunurlarsa bulunsunlar yahut da insanlık tarihinin hangi çağına ait olurlarsa olsunlar, onlar vahye dayalı doğrulukların kendilerinde bulunduğu iddiasında haklıdırlar. Ayrıca inanış ve öğretilerin ihtilafına rağmen, bu dinlerin tek bir kaynağı olduğuna inanma zorunluluğu da vardır. Kudreti mutlak olan Allah (cc), herhangi bir yere bir dini gönderdi ise, şüphesiz O, başka bölgelerin ve farklı çağların insanlarının da manevi ihtiyaçlarını mutlaka yerine getirmiştir. İşte Kuran-ı Kerim’in de dünyaya sunduğu aynen bu mesajdır.

Peygamberliğin evrenselliği

Peygamberliğin bu şekildeki evrenselliği ile ilgili, Kuran-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فٖى كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ

Şüphesiz Biz, her kavime Allah’a ibadet edin ve (insanları Allah’ın yolundan) alıkoyandan uzak durun diye, birer peygamber gönderdik…

Ayrıca Kuran-ı Kerim Peygamber Efendimize (sav) hitaben, bir tek kendisinin peygamber olmadığını duyurmuştur:

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ

Şüphesiz senden önce (de) peygamberler gönderdik. Onlardan bazılarını sana bildirdik. Onlardan bazılarını (ise) sana bildirmedik…

Bundan başka Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (sav) şunu da hatırlatmıştır:

اِنْ اَنْتَ اِلَّا نَذٖيرٌ ۞اِنَّا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشٖيرًا وَنَذٖيرًا وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا فٖيهَا نَذٖيرٌ

Sen ancak bir uyarıcısın. Şüphesiz Biz, seni (ebedi) bir doğruluk ile müjde veren ve uyaran olarak gönderdik. Kendisine bir uyarıcı gelmemiş olan bir ümmet (de) yoktur.

Kuran-ı Kerim’in bu ayetlerinden anlaşılan, İslam’ın diğer dinleri göz ardı etmediği ve doğruluğun bir tek kendi tekelinde bulunduğu iddiasını da taşımadığıdır. Aksine o, açık ifadeler ve muayyen kelimeler ile, dünyanın her yerinde ve her devirde insanoğlunun dini ve manevi ihtiyaçları giderilsin diye peygamberlerin gönderildiğini beyan etmektedir. Nitekim gelen her peygamber, ait olduğu kavmine Allah’ın (cc) mesajını iletmiştir.

Peygamberlik müessesesi açısından tüm peygamberler eşittir

Akla şu soru gelebilir. İnsanoğlunun ıslahı için farklı zamanlarda değişik bölgelere gelen peygamberler, acaba peygamberlik müessesesi bakımından eşit miydiler? Kuran-ı Kerim’e göre, her peygamber Allah (cc) tarafından gönderilmiştir. Allah’ın (cc) emirlerini uygulamak üzere kendilerine verilen yetkiyi ise, bütün peygamberler aynı inançla kullanmışlardır. Hiç kimse bir peygamber ile diğeri arasında fark gözet-me hakkına sahip değildir. Bu yüzden bizlerin, bütün peygamberlere iman etmemiz ve getirdikleri öğretinin de doğruluğunu kabul etmemiz gerekir.

Dünya dinleri, onların kurucuları ve diğer peygamberler hakkındaki İslam’ın bu öğretisi, farklı dinlerin birbirlerini anlaması ve yakınlaşmasında önemli bir rol oynayabilir. Her peygambere inen vahyin Allah (cc) tarafından olması ve bun-dan dolayı onların hepsinin saygıdeğer kılınmaları şeklindeki bu ilke, dinleri birbirine yakınlaştırmanın çok etkin bir yöntemidir. Böylelikle diğer dinlerin peygamberleri ve kendilerine inen vahiy hakkındaki muhalif duygular, yerlerini hürmet ve saygıya bırakır. Bu, Kuran-ı Kerim’in söz konusu mesele hakkındaki açık ve mantıksal tutumudur. Nitekim Kuran-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:

اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهٖ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰئِكَتِهٖ وَكُتُبِهٖ وَرُسُلِهٖ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهٖ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا

Rabbi tarafından kendisine indirilene, bu Peygamber (de,) diğer müminler (de) inanırlar. Bunlardan her biri, Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inanır. Derler ki: “Allah’ın peygamberlerini birbirinden ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik...

 

Bu durum Kuran-ı Kerim’in başka ayetlerinde de tekrar edilmiştir. Örneğin:

اِنَّ الَّذٖينَ يَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَرُسُلِهٖ وَيُرٖيدُونَ اَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِهٖ وَيقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرٖيدُونَ اَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذٰلِكَ سَبٖيلًا  ۞اُولٰـئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّا وَاَعْتَدْنَا لِلْكَافِرٖينَ عَذَابًا مُهٖينًا  ۞وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهٖ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ اُولٰـئِكَ سَوْفَ يُؤْتٖيهِمْ اُجُورَهُمْ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖيمًا

Allah ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyenler, “Bazılarına inanır, bazılarına inanmayız,” diyerek, ikisi arasında bir yol tutmak isterler. İşte koyu kâfir olanlar (da) bunlardır. Biz, kâfirlere rezil edici bir azap hazırladık. Allah’a ve O’nun bütün peygamberlerine inanan ve aralarından birini (diğerlerinden) ayırmayanlara, Allah mükâfatlarını mutlaka verecektir. Allah, çok bağışlayan ve rahmet edendir.

İlgili Diğer Konular

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 22. Sayısı

Hz. Resulüllah'ın Yüce Şanı


Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Video

Downloads: 73

2010 Yılı Uluslararası Yıllık Toplantıda Huzur'un (ATBA) Hanımlara Hitaben Yaptığı Konu...

Ses-mp3

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

Duyurular

Her hafta değişik konularda sorularınızı cevaplandırıyoruz. Sorularınızı canlı olarak iletebilirsiniz.

Tek yapmanız gereken aşağıdaki web sayfamıza tıklamak:
www.islamiyetin-sesi.org

Her Cumartesi Türkiye Saati ile 20:00, Almanya Saati ile 19:00 da

islamiyetin-sesi.org adresinden canlı izleyebilirsiniz. Sorularınızı sorabilirsiniz.

Bu gece özellikle dünyanın batısı, dansla meşgulken, alkol tüketirken ve heyecanlanırken, biz yeni yılda O’nun emirlerine itaat duygusunu koruyarak, inancımızı geliştireceğize ve bütün davranışlarımızı Allah’ın emirleri doğrultusunda şekillendireceğimize, Allah’ın huzurunda söz vermeliyiz.

Allah’ın varlığı konusunu bir tarafa koyarsak, Kurtuluş sorusu belki de üzerinde durulması gereken en önemli konudur. Gerçek Kurtuluş nedir? İlahi Adalet ile birlikte orijinal günah ve reenkarnasyon kavramı gibi yanılgılar doğuran keyfi tanımları nedeniyle “Kurtuluş” konusu karışık bir hal aldı ve önemi anlaşılamadı. Öte yandan İslam, konu hakkında aslında tutarlı ve rasyonel bir anlayış sunuyor. Diğer taraftan günümüz dünyasında karşılaşılan sorunlara yer veren:

-          Dünyevi sıkıntılardan necat mümkün müdür?

-          İbtila ve azabın farkınedir?

-          Günahtan tamamen kurtulmak; necat bulmak mümkün müdür?

-          Günaha olan meyilden kurtulmak mümkün müdür?

-          Necata doğru ilerliyor olmanın belirtileri nelerdir?

Sorularına da bu kitabımızda cevap bulacaksınız.

 

Kitap için tıklayın

Namaza yeni başlayacaksanız, veya zaten kılıyorsanız,

bilmeniz gerekenleri bulacağınız bölümümüz açıldı.

TIKLAYIN...

Bu kitap, manevi arayış içindekiler için ilmi gerçekleri çok pratik ve herkesin anlayabileceği bir dille anlatan ve manevi yolculuğunuza rehberlik vasfı olan bir kitaptır. Ahmediye Cemaati’nin İkinci Halifesi olan kitabın sahibi Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, kitabında konunun ehemniyetini şu sözlerle dile getirmiştir:

“Bu öyle bir konudur ki her insanın aklına gelir, kalbini gıdıklar. Birçok insan bunu bana sormuş ve varsa bir reçete talep etmiştir. Soru şudur;

“İnsan hangi yöntemlerle kötülükten arınabilir, iyilikleri cezp edebilir? “

Genellikle verilen cevap. “İyilik yap işte, kötülüklerden de sakın” şeklindedir. Ama herkesin çok iyi bildiği gibi birçok insan “biz Kûr’ân-ı Kerîm’i okuduk, hadis kitaplarını ezberledik, Vâdedilen Mesih’in yazdığı kitapları da okuduk ama tam olarak günahtan arınmış, iyilikleri cezp etmiş sayılamayız. Şimdi söyleyin; bizim ilacımız nedir?” diyorlar.”

Umarız manevi yolculuğunuzda yolunuzu aydınlatmaya vesile olur.

Kitap için tıklayın

Bir sonraki yemeğin nereden geleceğini 1 milyar kişi bugün merak ediyor, hatta güvenli içme suyu, uygun barınak, tıbbi yardımı da. 1 milyar kişi herhangi bir umut olmadan mücadele ederek bekliyor. Humanity First Yoksul insanların yoksulluğunu azaltmak için Afrika, Asya ve Latin Amerika bölgelerinde genelinde çalışıyor. Bu ay, yardımına ihtiyacım var, diyor...

Haydi yardım elini uzatın:

Fazal Ahmad is fundraising on JustGiving for Humanity First

 

Berakat-üd Dua

Yazan: Mirza Gulam Ahmed

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak gerçekleştiğine inanmaktaydı. Başka bir ifadeyle onun düşüncesine göre; Yüce Allahccher şeyi önceden tayin ettiği için, dua eden bir kimse, ettiği duanın sevabını ancak ahiret yaşamında bulacaktır ve dua vasıtasıyla bu dünyada bir değişiklik yaratmak mümkün değildir.

Berekâtü’d Dua, Müslüman Ahmediye Cemaatinin kurucusu Vadedilen Mesih ve Mehdi Hz. Mirza Gulam Ahmed Kadiyani’ninas, Sir Seyyid Ahmed Han’ın yukarıda beyan edilen inancını reddetmek üzere kaleme aldığı eseridir. Eser ilk olarak Kadiyan’da bulunan Riyaz-ı Hind Matbaasında, Hicri 1310 senesinin mübarek Ramazan ayında yayınlanmıştır. Kitap için tıklayın...


Namaz

Namaz nedir?

·     Namaz, bir kimsenin ihtiyaçlarını gidermesi için, tevazu ve acz ile Allah'ıncc huzurunda, O'na boyun eğmesidir.

·     Namaz,  Allah'acc karşı duyulan aşk, O'nun korkusu keza kalbin onun zikri ile meşguliyetidir.

·     Namaz bir insanın, O olmadan gerçekten hayat bulamayacağı ve de emniyet ile mutluluk yollarına erişemeyeceği, yüce şanlı Rabbinecc hitaben yalvarışıdır.

·     Namaz en yüce düzeyde bir ibadettir.

·     Namaz sadece bedeni bir durum ve hareket değildir. Farklı namaz hareketleri saygı, tevazu ve aczin göstergeleridir.

·     Namaz, günahtan uzaklaşmanın bir aracıdır. Hiçbir yol insanı, namazdaki kadar Allah'acc yakın kılmaz.

·     Namaz, ibadette bulunan bir kimsenin takvasının etkin bir ölçütüdür.

·     Yüce Allah'ıncc  lütfu ancak namaz yoluyla elde edilir. Kitap için tıklayın...

Suriye'ye Humanity First ile yardım ulaştırın

Humanity First Web sayfası için tıklayın.

Galerimiz Resimler