İslami Konular

16 Ekim 2008 Berlin’de inşa edilen Hatice Cami’nin açılış gününde Vâdedilen Mesih’in V. Halifesi Hz. Mirza Masrur Ahmed’in konuşmasıdır.

Değerli konuklarımız

Bugün hafta sonu değil bir iş günüdür. Öncelikle bunca yoğunluğunuz ve yorgunluğunuza rağmen bu günkü programa katılmak için buraya gelmenizden ötürü hepinize içtenlikle teşekkürlerimi bildirmek isterim. Ayrıca, bu caminin inşasıyla ilgili birtakım önyargılar bulunmasına ve birtakım kesimler tarafından açıkça protesto edilmesine rağmen buraya kadar gelip büyük bir cesaretle bizi desteklediniz. Bu konuda özellikle bu bölgenin belediye başkanına teşekkür ederim. Bir tarafta küçük bir azınlık tarafından İslamiyet’e karşı öfke ve nefret gösterilirken diğer taraftan büyük bir çoğunluğu oluşturan aydınların bütün bu protestolara ve haksızlıklara aldırmadan bizi desteklemeleri de şüphe edilemez bir gerçektir. Onlar gerçeği ararken insanlık ve merhametlerini de sergilemektedirler

Müslüman Ahmediye Cemaati Alman devletine ve halkına da müteşekkirdir. Çünkü onlar kendi vatanlarında haksızlıklara maruz kalıp çok şiddetli ruhsal ve fiziksel terörle karşı karşıya kalan Ahmedi Müslümanlara gönüllerini açtılar. Bu öylesine büyük bir terör ki onlara yuvalarından göç etmekten başka bir çare bırakmamıştır. Bundan dolayı Ahmedi Müslümanlar bu gerçeği hiçbir zaman unutmayıp daima şükran duyguları içindedirler. Bu vesile ile bu ülkenin barış ve huzurunu bozan herhangi bir söyleve katılmamız mümkün olmadığı gibi bizi protesto edenlere de karşı değiliz.  Onların önyargılarının izalesi için çabalamakta ve Yüce Allah (c.c.) huzurunda dua etmekteyiz. Bugün bir gazeteci, bana bu konuyla ilgili bir soru yönelttiğinde de aynı şekilde karşılık verdim. Keşke onlar da Almanya’da yaşayan ve gerçek manada bu ülkeyi kendi vatanları gibi benimseyen Ahmedileri tanıyabilseler. Buraya kadar gelip bizi tanımak ve görmek isteyen sizlere gelince, eğer İslamiyet’le ilgili her hangi bir önyargınız varsa bu ilk toplantıda onun giderilmesi temennimiz ve duamızdır.

 

 

Devamını oku...

Bugün dikkatinizi duaya çekmek istiyorum. İslam âlemi için dua ediniz. Müslümanlara olan merhametimiz ve Peygamber Efendimize (sav) olan ve olması gereken sevgimiz bunu gerektiriyor. Kendini Peygamber Efendimize mensup eden, kelime-i tevhit getiren, kendisinin Müslüman olduğunu beyan eden ve bu nedenlerden ötürü her hangi bir haksızlığa maruz bırakılan bir kimse için Ahmedi Müslümanların dua etmeleri gerekir. Ayrıca eğer bir İslam ülkesinde, bir çeşit huzursuzluk ve kanunsuzluk baş gösteriyorsa o ülke için her Ahmedi Müslüman dua etmelidir. Bizler İmam-üz Zamana (Zamanın İmamı’na) iman eden kimseleriz. Bundan dolayı Müslümanların acılarını paylaşmak ve onların dertlerine ortak olmak en çok bize düşer. Bizler biat ahdinde “Allah’ın bütün yaratıklarının dertlerine ortak olacağız” diye söz veririz. O zaman bu duygu en çok Müslümanlar için gösterilmeli. Bizde Müslümanlara fiilen yardım etmek için dünyevi iktidar veya hazineler yoktur. Özellikle bazı Müslüman ülkelerin şuan ki siyasi durumunu göz önünde bulunduracak olursak onlara yardımcı olacak kaynaklara sahip değiliz. Ama onlar için dua edebiliriz ve her Ahmedi Müslüman buna yönelmeli. Söz konusu ülkelerde yaşayan yahut vatandaşları olan Ahmedi Müslümanlar ise duaya yönelmekten başka, iktidar ehliyle veya siyaset adamlarıyla ilişkileri olduğu takdirde, “kişisel menfaatlerin terkedilmesi ve milli çıkarların tercih edilmesi konusunda” onları uyarıp ikna etmeye çalışsınlar.  Ama istisnalar hariç genellikle Müslümanlar; ister iktidar ehli ve siyasi liderler isterse her hangi bir şekilde iktidara el koyan kimseler,  kudret sahibi olunca Allah ve kul haklarını unutarak ve sorumluluklarını yerine getirmezler. Şüphesiz bunun gerçek nedeni takva eksikliğidir. Aranızda “ma-bihi-l imtiyaz takvadır” şeklindeki İslamiyet’in temel prensibini göz ardı ederler. Hâlbuki Peygamber Efendimiz’e (sav) mensup olup Kuran-ı Kerim’e iman etme iddiasında bulunurlar.

Devamını oku...

“Ay tutulacağı zaman, güneş ile ay (tutulmuşken) bir araya getirileceği zaman, insan nereye kaçabilirim? diyecek.” Kıyamet Suresi:9-11

Yüce Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Mehdimizin iki alâmeti vardır. Dünya oldu olalı hiç meydana çıkmamıştır. Ay (her zaman tutulduğu tarihlerin) ilk gecesin-de, güneş ise ( her zaman tutulduğu ta-rihlerin) ortasında Ramazan ayında tutu-lacaktır. Bu iki alâmet gökle yer yaratılalı hiç ortaya çıkmamıştır.”; der.

Bugünden tam bir asır önce gökyüzünde Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Mehdi hakkında verdiği gaybi haberler doğrultusunda iki alâmet belir-mişti. Bu muazzam belirti büyük bir ihti-şamla hadis kitaplarında daha önceden belirtilen tarihlerde gerçekleşmişti. Yani 1894 yılında güneş ile ay Ramazan ayında tutularak daha önce Mehdi İmam olduğunu iddia etmiş bulunan Mirza Gulam Ahmed Hazretlerinin doğruluğuna tanıklık etmişti. Bundan dolayı, Müslüman Ahmediye Cemaati 1994 yılını tam yüz sene evvel ortaya çıkan bu iki muazzam nişanenin hatırasına yüzüncü yıldönümü olarak kutlamaktadır. Bilindiği gibi Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Mehdi'yi doğrulayacak olan iki semavi tanık hakkında tam bin dört yüz yıl önce bize haber vermişti. O yüce İmam'ın gelip bu ümmete çekidüzen vereceği ve İslamiyet’i tekrar galip getireceği ve Müslümanların o eski haş-metli günlerinin tekrar geleceği hakkında Yüce Peygamberimiz önceden bildirmiştir.

Mehdi hakkındaki bazı alâmetler ise gök-yüzünde belirecekti. Sözünü ettiğimiz adı geçen yüce alamet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) tarafından şöyle anlatılmıştır: "Bizim Mehdimizin iki alâmeti olacak. Dünya oldu olalı bu gibi iki alâmet hiç ortaya çıkmamıştır. Ramazan ayında ay (her zaman tutulduğu tarihlerin) ilkinde, güneş ise (her zaman tutulduğu tarihlerin) ortasında tutulacak. Gök ile yer yaratılalı bu iki belirti meydana çıkmamıştır" Sünen Ed-Dar Kutni Bab Salatü'I-Hüsuf ve'I -Küsuf. Kuran-ı Kerim'in bir ayeti de buna işaret eder. Nitekim bu yüce kitap, "Ay tutulacağı zaman, güneş ile ay (tutulmuşken) bir araya getirileceği zaman, insan, "Nereye kaçabilirim?" diyecek".

Devamını oku...

Hıristiyanlık sadece iddialar üzerinde kurulmuş olan bir dindir ve her iddia delile muhtaçtır. Yoksa herkes kalkıp “efendim ben ilahım”, “benim inandığım şey ilah” diyebilir.

Bunların hepsi iddia! İddia delile muhtaçtır ve bu devirde Vâdedilen Mesih-i Mevud (a.s.) Hıristiyanlarla, Hindularla ve diğer dinlerle tartışırken onlara dediği bir şey vardı: O dedi ki “İddianız ne ise iddianızı kutsal kabul ettiğiniz ilahi kitabınızda göstermeniz lazım bir. İkincisi; o iddiayı destekleyen delilleri de o kitaptan göstermeniz lazım.”

Eğer sen bir şeyler iddia ediyorsan, fakat senin kitabında o iddia yoksa o zaman bu senin iddiandır kitabın iddiası değildir. Veya eğer sen bir şeyler yazılı olan kitabından gösterip diyorsun ki “şu şu benim dediğim şu iddianın delilidir” ama kitapta öyle bir iddia yok; o zamanda kitabın eksiktir. Kamil olan bir kitap, ilahi olan bir kitap hem iddiayı sunar hem delili sunar. Kendi iddiasını kendi delilleriyle kendisi destekler.

Hz. Mesih-i Mevud (a.s) 1893 senesinde Hıristiyanlarla aşağı yukarı iki hafta süren bir münazara yaptı. Bu münazarada geçenleri anlatmak tarih bilgisi açısından faydalıdır.

Devamını oku...

Sözüyle birisini sevdiğini belirttikten sonra Allah ameliyle de belirtir. Şimdi de bunu anlatayım. İmandan sonra hiç geri çekilmeyen ve hep ileri adım atan birisi hakkında Kûr’ân-ı Kerîm şöyle der;

نَحْنُ اَوْلِيَاؤُكُمْ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِى ا لْاٰخِرَةِ وَلَكُمْ فٖيهَا مَا تَشْتَهٖى اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ فٖيهَا مَا تَدَّعُونَ  [1]

Hem bu dünyada hem ahirette Biz arkadaşınız. Ahirette nefisleriniz neyi arzu ederse verilecektir. Yani fiili şehadeti bu dünyada böyle insanlara bir arkadaş gibi yardım ederek verir. Bunun birçok yöntemi vardır;

1. Böyle birisinin duaları kabul olur; Allah onun sözüne değer verir; dinler. Burada iki sorunun cevaplanması uygun olur. Birincisi şudur ki acaba böyle insanların tüm duaları mı kabul olur? Cevabı şudur ki tüm duaları değil bazı duaları kabul görür. İkinci soru da şudur ki bunlar dışında bu seviyeye varmamış olan diğer insanların duaları kabul olmuyor mu? Cevabı şudur ki “Hayır; Allah kâfirlerin dualarını bile kabul eder.” Bu iki soru yan yana getirilince bir üçüncü soruyu doğurur. O da şudur ki “eğer böyle insanların tüm duaları kabul olmayıp sadece bazı duaları kabul oluyorsa ve bu durum sıradan insanlar için de geçerliyse o zaman farkı nedir? Diğerleri üzerinde ne gibi bir fazilete sahipler?” Cevabı şudur ki bunların dualarının kabulüyle diğerlerin duaların kabulü arasında çok büyük farklar vardır. Bu farkları şöyle sıralayabiliriz;

Devamını oku...

İlgili Diğer Konular

Maneviyat 4. Sayısı Yayınlandı

Çocuklar Bölümü Oyunlar, Bulmacalar, Eğlenceler

Ses-mp3 Sizin İçin Seçtiklerimiz

Video Sizin İçin Seçtiklerimiz

Downloads: 81

Cemaate katılmak gerekli midir sorusunun cevabını bu videoda izleyebilirsiniz.

Kitap Sizin İçin Seçtiklerimiz

Downloads: 67

Dostlarım, bana biraz olsun kulak verirmisiniz? Çağımızda maddiyatçılığın karanlığı yeryüzünün her köşesine yayılmış ve birço...

Galerimiz Resimler

Jalsa Salana