İmani Konular

Bizlere çocukluğumuzdan beri bir şey öğretilmiştir ki, hepimiz, gaybe inanmanın imanın temel şartlarından olduğuna inanırız ve buna iman etmeden bir Müslüman olunamayacağını iddia ederiz. Bunun dille zikrinde hiçbirimizin problemi yoktur, ancak sorsak ve desek ki “Peki kendine gaybe inandığını ispatlayabiliyor musun” diye, acaba kaç kişi buna olumlu cevap verebilecektir.

Gerçekten “Ahiret gününe inanıyorum” demek bir iddiadır ki, ben Müslüman olduğum için Allah ahiret günü var diyor ve ben buna inanıyorum. Böyle bir gün olacaktır ve o adalet gününde her insan iyilik ve kötülüğünün karşılığını alacaktır. Dediğimiz gibi bu bir iddiadır ve iddialar deliller ile ölçülürler. Bir insana ben şunu iddia ediyorum dediğiniz zaman o insan için öyle bir örnek teşkil etmelisiniz ki, o insan iddialarınızın delilini de canlı olarak görebilsin. İşte gaybe inandım diyen ama kalben de inanıp bunu hayatına aktarabilen insanların iki belirtisi vardır:

1.      Namazı ayakta tutarlar,

2.      Allahın kendine verdiklerinden Allah (c.c.) yolunda harcarlar.

 

Devamını oku...

Günümüzün sufilerini azarlamanın bir başka sebebi de tekkelerde babadan oğula geçen şeyhlik ortamında zikri bozup İslamiyet’in sunduğu zikirden eser bile bırakmadan bambaşka bir şey haline getirmiş olmalarıdır. Bugün zikir nedir? Yoğunlaşıp öyle korkunç sesler çıkartmak ki tüm mahallenin uykusu haram olsun ve etraftaki herkesin ibadetleri bozulsun! Buna (teknik olarak) kalbe darbe vurmak derler. Yani onlara göre kalp “La ilaha İllallah”ın zorla sokulduğu bir şeydir. Aynı şekilde bazıları şiirler okurlar, danslar yaparlar ve müzik eşliğinde zikrederler; sonra “işte zikir ortamı budur” derler. Mest olup “Allah Allah” sesleri geliyor derler. Sözün özü acayip şeyler icat etmişlerdir. Bazı yerlerde mest olmak ön plandayken bazı yerlerde ise kalbe darbe vurulmaktadır ve yine başka yerlerde ruhtan garip garip sesler çıkartmak hedeflenmektedir. Bütün terminolojiyi de kendileri keşfetmişlerdir! “Kalbimizden çıkan zikir arşta secde edip geri döner” derler! Bazıları “Biz vücudumuzun her uzvundan Allah Allah sesleri çıkartabiliriz” derler! Bu ve bunun gibi birçok bidatler onların icadıdır. Bazıları Kur’an-ı Kerimden bir ayeti okuyup dans etmeye başlarlar, ya da birisi okur diğerleri dans eder. Sonra herkes mest olup şekilden şekile girip birden bire “Allah Allah” deyip sağa sola zıplamaya başlarlar. Oysaki bütün bunların İslamiyet’le bir zerre kadar alakası yoktur. Zikrin kötü bir şey olduğunu söyleyemeyiz ama elbette ki bunların icat etmiş oldukları bidatleri kötüleyebiliriz. Gerçi her ne kadar Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

Din adına geliştirilen her yeni şey sapıklıktır ve her sapıklık cehenneme götürür. [1]

Devamını oku...

Deccal ile ilgili bulunan kehanet hususunda çok defa itirazlar ileri sürülmektedir. Dediklerine göre Deccalın Vâdedilen Mesih’ten önce ortaya çıkması gerektiği beyan edilmektedir. Deccal ortaya çıkmadığına göre, Vâdedilen Mesih’in zamanı da henüz gelmemiştir.

Deccal ile ilgili kehanetin, bütün diğer kehanetler gibi, tefsire tabi olduğunu hatırda tutmak gerekir. Kuran-ı Kerim’de şu ayetleri okuyoruz.

“Güneşi ve ayı ve bunların bana secde ettiklerini gördüm.”

“Rüyamda seni kurban ettiğimi gördüm.”

Bu iki ayette Yusuf ve İbrahim’in (A.S.) rüyalarından bahsedilmektedir. Bu iki rüya herkesçe malumdur. Her ikisi de önceden haber verdikleri olayların sembolüdür. Olayları önceden haber veren kehanetlere istikbalin sembolik tasvirlerinden başka bir nazar ile bakmak Müslümanlara yakışmaz.

Deccal hakkındaki kehanet ancak diğer hadislerin ışığında ve Allah’ın (C.C.) genel kanunları ışığında anlaşılabilir. Eğer, hadislerin dediği gibi, Vâdedilen Mesih geldiği zaman Hıristiyanlığın hâkim durumda bulunacağı doğru ise, bundan Deccal hakkındaki kehanetin zamanımızda kudret ve hâkimiyeti elinde bulunduran Hıristiyanlıkla ilgili olduğu neticesi çıkmaz mı? Bu kehanetler Deccalın ve Hıristiyanlığın muazzam birer kuvvet olacağını ve her ikisinin Vâdedilen Mesih’ten bir müddet önce ortaya çıkacağını anlatıyor. Aynı zamanda ortaya çıkması mukadder olan iki muazzam kuvvet pekâlâ aynı şey olabilir. Birbirinden farklı iki kuvvet aynı zamanda hâkimiyet kuramaz. Bu sorun, söz konusu iki isim aynı şeyin iki muhtelif ismidir diye düşünmek suretiyle çözülür.

 

Devamını oku...

Kuranı Kerim'de münafıklarla ilgili olarak Allahü Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Onlar kendi akıllarınca Allah'ı ve müminleri aldatırlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değildirler." (Bakara,9)

Allahü Teâlâ (c.c.) onları kandırıyor demektir ki; onlar Allah (c.c.)'ı kandıramayacaklarına göre aslında böylece Allah onların  kendilerini kandırmalarını sağlıyor.

Onlar namaza durdukları zaman tembellikle dururlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Onlar namaza dururken, ibadet yaparken gösteriş niyetiyle dururlar ve o namaz içinde Allah'ı (c.c.) pek az zikrederler. Namaz içinde başka işlerle uğraşırlar. Çünkü amaç namaz kılmak değil gösteriştir.

Bu münafıklık meselesi mümin insanı da rahatsız eder ve o düşünür:

"Acaba  bende bir münafıklık mı var?" diye.

Devamını oku...

İlgili Diğer Konular

Maneviyat 4. Sayısı Yayınlandı

Çocuklar Bölümü Oyunlar, Bulmacalar, Eğlenceler

Ses-mp3 Sizin İçin Seçtiklerimiz

Video Sizin İçin Seçtiklerimiz

Downloads: 24

Günümüzde hilafet ve halifeye tabi olmak meselesi tüm açıklığıyla bu bölümde anl...

Kitap Sizin İçin Seçtiklerimiz

Downloads: 67

Dostlarım, bana biraz olsun kulak verirmisiniz? Çağımızda maddiyatçılığın karanlığı yeryüzünün her köşesine yayılmış ve birço...

Galerimiz Resimler

Jalsa Salana