Huzur-i Enver (Eyyedehullahu bi nasrihil aziz) 8 Aralık 2017’de Londra’da Beytül Futuh Camiinde Cuma hutbesi irşad etti. Kelime-yi şehadet ve Fatiha suresinden sonra şu ayetleri okudu:

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنٖينَ وَالْقَنَاطٖيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ

Tercümesi: İnsanların (genellikle) hoşuna gi­den kadınlar, oğullar, yığınlar halinde altın ve gümüş, güzel atlar, davarlar ve ekinler (gibi) şeyle­rin sevgisi, onlara güzel olarak gösteril­miştir. İşte bunlar, dünya mallarıdır. Oysa Allah, gidilecek yerin en güzeli Kendi Katında olandır. (Al-i İmran, 15)

Yüce Allah burada, Allah-u Teala’yı unutan ve tek amacı dünyayı elde etmek isteyen insanların durumunu resmetti. İnsan Hüda Teala’yı unuttuğunda şeytan ona musallat olur. Öbür yandan bütün bunlar Allah-u Teala’nın yarattığı şeylerdir ve Allah’ın nimetlerindendir, onlardan istifade etmek de gerekir.

Hz. Mesih-i Mevud (as) da açık bir şekilde buyurdu ki dünya işlerinden tamamen ayrılmak da yanlıştır. Evlenmek de gereklidir ve bu sünnettir. Ashab-ı Kiram da iş yapardı, bazı sahabelerin milyonlarca liralık malı vardı ancak onlar dünyaya rağbet etmediler. Şunu unutmayın, Allah-u Teala’nın isteği dünyayı tamamıyla terk etmeniz kesinlikle  değildir, aksine O’nun isteği “Gad efleha men zekkeha”dır, yani nefsini temizleyen amacına ulaşmıştır. Ticaret yapın, ziraat yapın, işçilik yapın, ne isterseniz yapın fakat nefsinizi Allah-u Teala’ya itaatsizlik yapmaktan alıkoyun ve öyle tezkiye (nefis temizliği) yapın ki bu işler sizi Yüce Allah’tan gafil kılmasın. Nefsin haklarına riayet etmek caizdir ama nefsin ölçüsüzlüğü caiz değildir. Velhasıl, bir müminin daima göz önünde tutması gerekir ki dünyevî şeylerin sevgisi Hüda Teala’yı unutturmamalıdır. Yüce Allah, “züyyine linnasi hubbü-ş şehavati” insanlara arzuların sevgisi güzel olarak gösterilmiştir buyurduğu gibi bunların hangi şeyler olduğunu da tafsilatıyla anlatmıştır. Burada, dünya sevgisine dalmış ve sadece onları elde etmenin derdinde olan insanlardan bahsedilmiştir.

Allah-u Teala Müslümanlara böylesine güzel ve tertemiz öğreti vermiş ve o şeylerden kaçınmaları, yani hayatın tek gayesi olacak seviyeye varmaması için uyarmıştır da. Çünkü bunlar dünyanın geçici şeyleridir. Siz Hüda Teala’ya döneceksiniz ve O’nun huzurunda hazır olacaksınız. Buna rağmen yine de Müslümanların çoğu o dünyevi şeylerin peşine takıldı ve hayatlarının gayesini unuttu. Ulema da, milletin önderleri de, eline fırsat geçen her şahıs da, ne şekilde bu dünyevi şeyleri elde ederiz diye çabalıyorlar. Böyle arzular milletin liderlerinde oluştuğunda, ülke ve millet de zarara uğramaya başlar.

Bugünlerde Müslüman ülkelerdeki fesadın sebebi, Müslümanların durumunun, Allah-u Teala’nın dinden uzak ve dünya düşkünü olanlar hakkında söylediği durumla aynı olmasındandır. Liderler zenginlik elde etmek için, halka hizmet naralarıyla hükümetin başına geçerler ve sonra da iki elleriyle öyle çalmaya başlarlar ki insan bunu hayal edemez. Ulema, halkın dininin düzgün olmasını pek düşünmez. Asıl çaba, din adına halkı arkalarına almak ve bir şekilde hükümete gelmektir. Yahut hükümetten çıkar sağlamak, zenginlik elde etmek ve mülk sahibi olmaktır. Ağızlarına Allah’ın ismini alırlar, fakat Allah korkusu onların amellerinde hiçbir şekilde görülmez. Pakistan’da gördüğümüz genel manzara budur. Müslüman liderler, Müslüman halkı havuç yahut turp gibi katlediyorlar. İnsan canının hiçbir kıymeti yoktur ama hükümeti asla bırakmazlar. Birçok ülkede böyle şeyler oluyor ve çaba şudur ki bir şekilde hükümette kalmaya devam etsinler, güçlerini de göstersinler ve zenginlik de elde etsinler. Gözleri hiçbir şekilde doymuyor.

Müslüman ülkelerde zenginlik ve doğal kaynaklar bulunmasına rağmen neden fakir daha da fakirleşmekte ve bir öğün yemek bulmak gitgide zorlaşmaktadır? Bunun sebebi nedir? Suudi Arabistan zengin ülke sayılmaktadır ancak şimdi orada da fakirlik gitgide artmaktadır. Petrol zenginliği olmasına rağmen fakirlik son sınıra doğru gitmektedir, sadece şehzadelerin durumu iyidir. Onlar bir günde milyonlarca lira harcarlar. Bunlar zenginliği de uygunsuz yollarla ve fakirlerin hakkını çiğneyerek elde ederler, caiz olmayan yollarla da harcarlar. Yüce Allah bu insanlara, bu krallara, bu yöneticilere, bu menfaat düşkünlerine akıl versin ki zenginliği ele geçirmek yerine onu doğru bir şekilde kullansınlar. Bu sayede bir taraftan Allah’ın rızasına nail olacaklar diğer taraftan dünyevî itibar bakımından da bir güçleri olacak. Gayrimüslim güçler onları peşlerinden sürüklemek ve gözlerini belertmek yerine onların sözünü dinleyecekler. Bugün büyük bir gürültü koptu, Amerika başkanı, büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağını ve orayı İsrail’in başkenti olarak kabul edeceğini söyledi. Zaten İsrail’in bütün ofisleri orada fiilen önceden mevcuttur, fakat dış dünya bunu kabul etmemişti. Şimdi bu ilandan sonra dış dünyada büyük bir gürültü vardır, hükümetler buna muhalefet de ediyorlar, fakat bunun sebebi Müslümanların zayıf oluşudur. Müslüman ülkelerin kendi aralarındaki savaşlar ve ülkelerin içindeki huzursuzluklar, yabancıların eline, bu durumları yaratma ve bu ilanı yapma fırsatı vermiştir. Amerikan başkanı, Müslümanlar arasında asla barış kurulmamasını ve canı ne istiyorsa yapmaya devam etmeyi ister. Suudi Arabistan şimdi ilan ediyor ki Amerikan başkanının kararı hiçbir şekilde kabul edilemez, oysa birkaç gün önce her işte onlarla elele tutuşuyordu, İran aleyhindeki ilanında elini Amerika’nın eline veriyordu. O zaman onu durdurmalıydı, biz Müslüman ülkelerden yanayız, herhangi bir güç tarafından Müslümanlar aleyhindeki herhangi bir hareketi kabul etmeyeceğiz, demeliydi. Aynı şekilde Yemen aleyhinde yaptıkları muamelede de büyük güçlerden yardım alıyor ve Amerika’dan çıkar elde etmek için Amerika ile elele tutuştu. Geçici dünya menfaatleri için Allah-u Teala’nın emirlerinden uzaklaştı. Yüce Allah’ın emirlerine itaatsizliğin neticesi işte böyle çıkacaktı, çıkıyor da.

Sadece dünya için çabalayan ve dünyevî arzuları elde etmenin derdinde olan insanların misalini, Hz. Mesih-i Mevud (as) şöyle vermiştir: Bir kaşıntı hastası, kaşınmaktan zevk alır ve vücudunu kaşıdığında çok rahatladığını zanneder, halbuki bu şekilde o, kendi bedenini yaralar.

Allah-u Teala bu konuyu başka bir yerde şöyle açıklamıştır:

اِعْلَمُوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزٖينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهٖيجُ فَتَرٰیهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَدٖيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

Yani: Bilin ki, dünya hayatı sadece bir eğlence ve nefsin isteklerini karşılama, süslenme, aranızda övün­me, birbirinize mallar ve evlatlar konusunda üstünlük taslama (vesilesidir. Bu hayat) bir yağmur gibidir. Onun ekinleri bitirip yetiştirmesi kâfirlerin hoşuna gider. Sonra o (ekinler gelişip) olgunlaşır. Ardından onun sarardığını görürsün. En sonunda çürüyüp, kurumuş (saman) çöpüne döner. Ahirette (dünyaya düşkün kimseler için) çok şiddetli bir azap (mukadderdir. Diğer bazıları için ise) Allah’ın mağfireti ve hoşnutluğu vardır. Dünya hayatı, ancak gelip geçici bir aldanma malzemesidir.

Velhasıl bir müminin işi, dünyevi şeylerden dolayı övünmek ve bütün gücüyle onları elde etmek için çabalamak yerine Allah’ın mağfiretini ve rızasını elde etmeye çalışmak ve kaşıntı hastası gibi olup hayatını ve sonunu mahvetmemektir.

Bu dünya hayatının metaı ve onun durumunu resmederek bir toplantıda hz. Mesih-i Mevud (as) şöyle buyurur: İnsan ne kadar dünya telaşından uzak ise onun arzuları o kadar yerine gelir. Dünya telaşında olanların sinesinde bir ateş olur ve o, musibete yakalanmış olur. Bu dünyanın rahatlığı, dünya hırsından kurtulmaktadır. Bir adam at üstünde gidiyordu, yolda, üstünü zar zor örtmüş bir fakir gördü. Atlı adam ona, nasılsın babalık, diye sordu. Fakir ona, bütün arzuları yerine gelmiş birisinin durumu nasıl olur, diye cevap verdi. Atlı adam çok şaşırarak, senin bütün arzuların nasıl gerçekleşti dedi. Fakir dedi ki, bütün arzularını terk ettiğinde hepsi yerine gelmiş olur. Hz. Mesih-i Mevud (as) buyurur ki, sözün özü her şeyi elde etmek isterseniz bu sıkıntı verir. Ama kanaat ederek hepsini terk ederseniz sanki her şeyi elde etmiş olursunuz.

Huzur-i Enver şöyle buyurdu: Bir müminin işi, dünya hırsına boğulmak yerine ahiretini süslemek ve Allah’ın sevgisini elde etmenin derdine düşmektir. Kendisinde kanaat duygusu oluşturmaktır. Dünya metaını Yüce Allah’ın nimeti bilerek kullanmak fakat onları kendine rab edinmemektir. Mabud (kendisine ibadet edilen), bizim gerçek mabudumuzdur. Allah sevgisi insanın içinde takva da yaratır kanaat da meydana getirir.  Allah-u Teala bir müminin alametini şöyle beyan etmiştir: O, Allah-u Teala’yı her şeyden fazla sever.  Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:

وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا اَشَدُّ حُبًّا لِلّٰهِ

Müminler, herşeyden çok Allah’ı severler. Allah-u Teala bizim içimizde kanaat duygusu varetsin, takva varetsin. Dünyevi şeylerin sevgisi yerine Allah’ın sevgisini elde etmek amacımız olsun ve Allah’ın mağfiretine ve rızasına nail olanlardan olalım.

Hutbenin sonunda Huzur-i Enver şöyle dedi: Ben şu duaya da dikkatinizi çekmek istiyorum. Daha önce de özetle söylediğim gibi, Müslüman ülkelerin liderleri, dünyevi arzuların peşine düşmüştür, Allah-u Teala yerine fiilen büyük güçleri kendilerine rab edinmişlerdir ve onların dostluğu bekalarının ve ilerlemelerinin garantisi olabilir zannediyorlar. Halbuki Amerika ile ilgili Almanya’dan bir gazeteci şöyle yazdı: “Dünya, Washington’u kendileri için model zannediyor ama şu anda onun bu durumu kalmadı çünkü onun yerine şimdi Çin’in başkenti Pekin model oluyor. Amerika itibarını ve makamını kaybetti.” Velhasıl, dünyevi rahatlık geçicidir, bugün geldi, dün ise geçti gitti. Müslümanların şimdi bunu anlamaları lazım. Büyükelçiliğin Kudüs’e taşınması ilanı da, belki böylece İsrail ile ilişkiler daha iyi ve daha güçlü olur, böylece itibarları devam eder diye yapıldı.

Ancak Allah-u Teala tarafından çöküş geldiği zaman artık dünyevî dostluklar ve anlaşmalar işe yaramaz olur. Anlaşılıyor ki şimdi bu büyük güçler için, özellikle de Amerika için bu çöküş başlamıştır. Sonucunun ne zaman çıkacağını en iyi Allah bilir. Ancak Müslümanları birbirleriyle savaştırma çabaları şimdi bu durumda daha da artacaktır. Bu yüzden İslam dünyası için dua etmemiz lazım; Allah-u Teala onlara akıl versin, bari şimdi birlik olsunlar, ülkeler arasındaki savaş ihtimali uzaklaşsın. Müslüman ülkeler arasında savaşlar devam ediyor ve yüzbinlerce can zayi oldu, Yüce Allah bunlara akıl versin ve bir millet olsunlar, aralarındaki savaşları bitirsinler ki İslam düşmanları kendilerine çıkar sağlayamasın. Hepsinden fazla şu duayı da etmemiz lazım ki Müslümanlar, Allah-u Teala’nın göndermiş olduğu Vadedilen Mesih ve Mehdi’yi tanısınlar ve onunla birleşerek kendi aralarında da dünyada da barışı tesis edenler olsunlar. Amin

Kaynak: https://www.alislam.org/friday-sermon/2017-12-08.html


Newer news items:
Older news items: