Mta-türk videolar için tıklayınız.

Müslüman Ahmediye Cemaati, uluslararası alanda Kuzey Amerika, Güney Amerika, Asya, Avustralya ve Avrupa’nın 206 ülkesinde şubesi bulunan dinî bir cemaattir. Bu, dünya genelinde 300 milyon üyeyi kapsayan, çağdaş tarihin en dinamik İslâm topluluğudur.  Ahmediye Cemaati, 1889’da Hindistan’ın Pencap Bölgesinin, Kadiyan adında küçük ve ıssız bir köyünde Mirza Gulam Ahmed (1835-1908) tarafından kurulmuştur. Kendisi, âhir zamanda tüm dinlerin beklediği kişi, yani beklenen müceddid (Mehdi ve Mesih) olduğunu iddia etti. Kurduğu cemaat, İslâm’ın ilk günlerindeki berraklığı taşıyan hayırlı tebliğinin  -sulh, umumî kardeşlik ve Allah’ın iradesine teslimiyet – bir kuruluşudur. Hz. Ahmed  İslâm’ı, insanlığın dini olarak tanıttı. “Doğru yoldaki insanların dini.” (Beyyine-6.Ayet)

Ahmediye Cemaati, bu zihniyetle bir asır içinde dünyanın her köşesine ulaştı. Cemaat bazı ülkelerde şiddetli baskılara maruz kalmasına rağmen, yerleştiği her yerde sosyal projeler, eğitim enstitüleri, sağlık hizmetleri, İslâmî yayınlar ve cami inşaları ile İslâm’ın hayırlı hizmetlerini hayata geçirmektedir. Ahmedî Müslümanlar, yasalara uyan, barışçı, azimli ve hayırsever bir cemaat olma hüviyetini hak ettiler.  İslâm’da Müslüman Ahmediye Cemaati, İslâmî ahlâkı ve manevî değerleri yeniden canlandırma amacıyla, ilâhi rehberlik doğrultusunda meydana getirilmiş bir cemaattir. Cemaat dinler arasında diyalogu teşvik ederek, İslâm’ı özenle savunup, batıdaki yanlış İslâm anlayışını düzeltmeye ve farklı dinlerin mensupları arasında barış, hoşgörü, sevgi ve anlayışı yaymaya ve yerleştirmeye çalışır. Cemaat, Kur’an-ı Kerim’in şu talimatına sıkı sıkıya bağlıdır ve ona göre amel etmektedir. “Dinde zorlama yoktur,” (Bakara – 257.Ayet)

Devamını oku...

Kadınlara yüklenmiş en büyük sorumluluk, sahih terbiye işidir. Yani çocuklarını dürüst ve gerçek Müslüman yapmak. Bir çok kadın bunun önemli bir şey olmadığını zanneder. Hâlbuki dikkat edersek, dünyaya gelen felaketlerin, gelecek neslin iyi terbiye edilmemesinden geldiğini görürüz.Her ne zaman bir millet ilerlediyse gelecek nesillerinin iyi olmasından ilerledi. Ve nesilleri bozulunca onlar mahvoluşa adım attılar.

Kadınların işi gelecek zamanı ıslah etmektir. Apaçıktır ki onlardan biri diğerine tercih edilemez. Şüphesiz mevcut işleri erkekler yapmaktadır. Ancak geleceği kadınlar imar ederler. Eğer kadınlar gelecek nesli doğru terbiye etmezlerse ve makamları din ve takvanın etkisinde olan bir nesil ortaya çıkarmazlarsa erkeklerin bütün çabaları boşa çıkacaktır. Kısacası kadınların sorumluluğu erkeklerinkinden az değildir. Eğer onlar kendi sorumluluğunu unutup erkeklere yüklenmiş sorumluklara katılmaya başlarlarsa durumları şuna benzeyecektir:

Birisi hakim olmuştur ama o, bir trafik polisini görür. Bakar ki o polis sağ tarafa elini uzattığında sağdaki arabalar duruyor, sol tarafa elini uzattığında soldakiler duruyor. Bunu gören hakim, hakimliği bırakıp trafik polisi olur.

Devamını oku...

Resulüllah (sav) birçok hikmetlerden dolayı evlilikler yaptı:

Evliliklerle ilgili Allah-u Teala’nın sadece Resulüllah’a (sav) özel olarak verdiği hüküm

Ey Peygamber! Şüphesiz mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği ve sağ eli­nin sahip bulunduğu kadınları, seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. (Ayrıca) mümin bir kadın kendini Peygamber’e karşılıksız sunarsa, Peygamber (de) kendisiyle evlenmek isterse, (onu da sana helâl kıldık.) Bu (emir) yalnız senin içindir ve (öteki) müminler için değildir. Biz onlara, hanımları ve sağ ellerinin sahip bulundukları hakkında neler farz kıldığımızı biliriz. Senin gereksiz sıkıntıya düşmemen için, (bu mese­leleri açıkladık.) Allah, son­suz bağışlayan ve rahmet edendir.

Onlardan dilediğini bırak, dilediğini (de) yanında tut. Bıraktıklarından istediği­ni (geri) almakta (da) sana bir günah yoktur. Bu, onların gözlerinin aydın olma­sı, hiç tasalanmamaları ve kendilerine ver­diklerine razı olmaları bakımından daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı (çok iyi) bilir. O, daimi bilgiye sahip olan ve Halîmdir.

Bundan sonra, başka hanımlar alman sana helâl kılınmamıştır. Bir (de) sağ elinin sahip bulunduğu hanımların dışında, şu an mevcut olan hanımların yerine, güzellikleri hoşuna gitse (de) başka eşler almak, (senin için he­lâl değildir.) Allah, her şeye gözeticidir. (Ahzab suresi, 51-53)

Devamını oku...



...Bir dönem Nobel kazanan Pakistanlı Prof. Dr. Abdüsselam, Aydınlar Ocağı Genel Merkezini ziyaret etmişti. Kendisiyle çok faydalı görüşmeler yapmıştık. Bu ilim adamı ilim ile dinin bütünlüğü konulu bir hutbeyi Süleymaniye Camii'nde dinlemişti. Bundan büyük bir mutluluk duyan Abdüsselam inançlı bir ilim adamının önündeki kapıları aça aça başarıya ulaşabileceğini ve zirveye tırmanacağını belirtmişti. Manevi tat alan bu ilim adamı kainatın yaratılışı ile ilgili gerçekleri fark edebilecekti. Nobel Ödül töreninde bazı Yahudi ilim adamlarıyla tanışır. Bunların nasıl ve neden başarılı olabildiklerini düşünür ve sorar. Yahudi ilim adamları başarı yolunda din adamlarından çok büyük baskılar gördüklerini anlatırlar. Onlara göre eziyet çekmiş olan Yahudi kavmi ancak herkesin görevini en iyi şekilde yapabilmesi ve başarıyla şartlanmasıyla ayakta durabilirdi. Prof. Dr. Abdüsselam ilmi çalışmanın bir ibadet gibi sürdürülmesinden yanaydı...

Devamını oku...

16 Ekim 2008 Berlin’de inşa edilen Hatice Cami’nin açılış gününde Vâdedilen Mesih’in V. Halifesi Hz. Mirza Masrur Ahmed’in konuşmasıdır.

Değerli konuklarımız

Bugün hafta sonu değil bir iş günüdür. Öncelikle bunca yoğunluğunuz ve yorgunluğunuza rağmen bu günkü programa katılmak için buraya gelmenizden ötürü hepinize içtenlikle teşekkürlerimi bildirmek isterim. Ayrıca, bu caminin inşasıyla ilgili birtakım önyargılar bulunmasına ve birtakım kesimler tarafından açıkça protesto edilmesine rağmen buraya kadar gelip büyük bir cesaretle bizi desteklediniz. Bu konuda özellikle bu bölgenin belediye başkanına teşekkür ederim. Bir tarafta küçük bir azınlık tarafından İslamiyet’e karşı öfke ve nefret gösterilirken diğer taraftan büyük bir çoğunluğu oluşturan aydınların bütün bu protestolara ve haksızlıklara aldırmadan bizi desteklemeleri de şüphe edilemez bir gerçektir. Onlar gerçeği ararken insanlık ve merhametlerini de sergilemektedirler

Müslüman Ahmediye Cemaati Alman devletine ve halkına da müteşekkirdir. Çünkü onlar kendi vatanlarında haksızlıklara maruz kalıp çok şiddetli ruhsal ve fiziksel terörle karşı karşıya kalan Ahmedi Müslümanlara gönüllerini açtılar. Bu öylesine büyük bir terör ki onlara yuvalarından göç etmekten başka bir çare bırakmamıştır. Bundan dolayı Ahmedi Müslümanlar bu gerçeği hiçbir zaman unutmayıp daima şükran duyguları içindedirler. Bu vesile ile bu ülkenin barış ve huzurunu bozan herhangi bir söyleve katılmamız mümkün olmadığı gibi bizi protesto edenlere de karşı değiliz.  Onların önyargılarının izalesi için çabalamakta ve Yüce Allah (c.c.) huzurunda dua etmekteyiz. Bugün bir gazeteci, bana bu konuyla ilgili bir soru yönelttiğinde de aynı şekilde karşılık verdim. Keşke onlar da Almanya’da yaşayan ve gerçek manada bu ülkeyi kendi vatanları gibi benimseyen Ahmedileri tanıyabilseler. Buraya kadar gelip bizi tanımak ve görmek isteyen sizlere gelince, eğer İslamiyet’le ilgili her hangi bir önyargınız varsa bu ilk toplantıda onun giderilmesi temennimiz ve duamızdır.

Devamını oku...

Beş vakit namaz nedir? O, gün içerisindeki değişik hallerinizin fotoğraflarıdır. Bir musibet ile karşılaştığınızda, doğanız gereği başınıza gelmek durumunda olan beş farklı halden geçersiniz. Bunların ilki, bir musibet ile karşılaşmak üzere olduğunuzun, size bildirildiği andır. Mesela, hakkınızda mahkemede hazır bulunmanız için bir emir çıkarıldığını düşünün. Bu, sizin huzur ve rahatınızı bozan ilk durumdur. Mahkeme emrinin alınışındaki halin benzeri ise güneşin alçalmaya başladığı zamandır. Buna karşılık olarak da, vakti güneşin alçalması ile başlayan “öğle namazı” vardır.

İkinci durumu ise, musibetin olduğu yerin yakınına çekildiğiniz zaman yaşarsınız. Örneğin, yargıç huzurunda, hakkınızda çıkarılan emir ile gözaltına alındığınızda. Bu, korkudan kanınızın donduğu bir andır. Artık teselli nurunun sizden uzaklaşmak üzere olduğu hissine kapılırsınız. Bu durum, güneşin ışığının azaldığı, insanın gözünü dikip güneşe bakabildiği ve onun batış vaktinin yaklaştığının aşikâr olduğu zaman gibidir. Bu manevi durumun karşılığı olarak  “ikindi namazı” bulunur.

Devamını oku...

Maalesef gayr-i Müslimler özellikle Hıristiyan doğubilimciler Kurân-ı Kerim’de hiçbir gaybi haber olmadığını savunurlar ve böylece bunun Yüce Allah tarafından indirilmediğini kanıtlamaya çalışırlar. Bu kadarla da kalmayıp Terry Jones adlı bir papaz gibi birçok Hıristiyan din bilginleri bu yüce kitabın hâşâ nefreti öğrettiğine inanırlar. Bu düşüncelerinin etkisiyle geçen günlerde Kurân-ı Kerim’i yakmıştır. Ve bunun üzerine Müslümanlardan o papazı öldürelim, katledelim vs. gibi çeşitli tepkiler gelmiştir.  Gerçek tepki nasıl olmalıdır, bu konuda Müslüman Ahmediye Cemaatinin başkanı Mesih-i Mevud as’ın beşinci Halifesi Mirza Masrur Ahmed atba şöyle demektedir:

Kur’an-ı Kerim’in şerefi, yasadışı gösterilerle ve bu elim duruma sebep olanların başları için ödül ilan edilmesi ile korunamaz. Müminler Kur’an’ın üstün şerefini, ancak onun emirlerine ve öğretilerine uygun davranarak ispat edebilirler...”

Biz de Kurân-ı Kerim’i daha fazla incelemeli ve Kurân-ı Kerim ile bağımızı daha kuvvetli hale getirmeliyiz. İşte bu sebepten Kurân-ı Kerim’in yüceliğini ortaya koymak üzere ben de konuşmam için bu konuyu seçtim.

Allah’ın insanlara verdiği lütuflardan en iyisi Allah’ın kendisine giden yolu bizzat göstermesi ve rehberlik yapmasıdır. Çünkü O, bu lütfu, insanların yaradılışının başından bu yana kullarına etmektedir. Sonunda da Kuran-ı Kerim şeklinde bu nimeti nicelik ve nitelik açısından tamamlamıştır. Bir taraftan bu mükemmel ve tamamlayıcı hayat yöntemleri, kulların gerçek rabbine ulaşabilmesinin yollarını gösterir, diğer taraftan da, hayatın her bölümünde rehberlik yapar. Aynı zamanda hem Allah tarafından olduğuna, hem de mükemmel olduğuna dair öyle fevkalade deliller sunar ki, ona boyun eğip kabul etmekten başka çare kalmaz. Bu delillerden olağanüstü ve hayret verici bir delil, Kuran da muhtelif durumlar ve olaylar hakkında binlerce gaybi haberin olmasıdır.

Ayrıca bu gaybi haberler Hz. Muhammed Mustafa sav’in, Yüce Allah’ın resulü olduğunun da bir kanıtıdır.

 

Devamını oku...

Meleklere benzemek için ilk yöntem şudur ki insan peygamberlerin mesajını dünyada yaymaya çalışsın. Allah meleklere şöyle emreder;

[1]

Yani Ey melekler Ben insanı yarattığımda ona tam tamına itaat edin.

Bu gösteriyor ki peygamberin misyonunda ona yardım etmek meleklerin bir işidir. Bu durumda peygamberin yanında olup tebliğ yapan, meleklerin işini yapmış olacaktır ve bu ikisinin arasında bir bağı doğuracaktır; melekler böyle birisini sevmeye başlayacaklardır.

Meleklere benzemek adına yapılan ikinci şey tevhidin her açıdan yayılmasında yardım etmektir. Allah melekler hakkında şöyle buyurur;

[2]

Yani Allah’ın tevhidi için hem Allah hem de melekler şehadet ederler. Bu gösteriyor ki Allah’ın tevhidinin şehadetini vermek meleklerin işidir. Bu konuda onlara benzeyen bereketlenir. Hatta doğru yolda olmayan birisi bile Allah’ın tevhidini yaymaya çalışınca diğerlerine göre daha çok faydalanır. Hindistan’da Ram Mohan Roy ve Pandit Dyanand’ın müritleri diğer Hindulara göre daha çok ilgi görmüşlerdir, terakki etmişlerdir. Sebebi de şudur ki onlar diğer Hindulara karşılık tek Tanrıya inanmaktadırlar. Sözün özü tevhit konusunu bir namus meselesi yapan, meleklerden çok bereket toplar.

 

Devamını oku...

Duanın sartlari nelerdir? Dua nasil edilir? Hangi ortamlarda edilir?

Bu tür konuların sık sık tekrar edilmesi gereklidir. Çünkü insanlar çabuk unutuyorlar.

Bu devirde, Müslümanlar arasında dua resmi bir hal almıştır. Namaz kılıyorsun bir el kaldırıyorsun, hoca Arapça bir şeyler okuyor, sende amin diyorsun. Halen bu işlem resmi bir protokol olarak yapıla gelmektedir.

Bir mümin ancak dua vasıtasıyla Allahü Teâla'ya ulaşabilir. Şöyle ki;

"Allahü Teala (c.c.) çok rahmet edendir. O'nun rahmet denizi tükenmez bir denizdir ve O'nu arayan hiçbir zaman O'na ulaşmaktan mahrum kalmaz. Ama bunun için geceleri kalkıp Allah'a dua edin ve O'nun lütfunu talep edin."

Devamını oku...

22 Nisan 2016 Cuma Hutbesi Özeti

Düşüncelerinizde ve kalplerinizde aydınlık yaratın ve kalplerinizi takva ile doldurun

Seyyidna Hazret Halifetü’l Mesihi’l Hamis Atba, 22 nisan 2016’da Beytü’l Futuh Camiinde Cuma Hutbesi irşad etti. Hutbe, çeşitli dillerdeki tercümesi ile birlikte MTA’da canlı olarak yayınlandı.

Huzur-i Enver hutbede, Vadedilen Mesih ve Mehdi’nin (as) davranışlarıyla ilgili hz. Muslih Mevud’un (ra) rivayetlerini ve açıklamalarını anlattı. Kendisi şöyle buyurur: İnsan için iki şeyin temizliği çok gereklidir; bunlardan birisi düşünceler, ikincisi ince hisler, yani iyilik duygularıdır. Kalp temiz olduğunda duygular da temiz olacaktır. Ve fikirleri temiz tutmak, zihnin temiz olmasıyla elde edilir. İnsanın içinde öyle bir nur oluşsun ki daima sağlıklı ve doğru düşünceler ortaya çıksın. İşte buna tenvir denir. Bunlar ancak, sürekli çaba ve Allah-u Teala’nın lütfu ile oluşur. Vadedilen Mesih ve Mehdi’ye (as) herhangi bir fıkhî mesele sorulduğunda kendisi, Nuruddin bey’e, Abdulkerim bey’e veyahut başka bir alim sahabenin ismini söyleyerek ona sorun derdi. Bazen de, bir konunun, Allah’ın memuru sıfatıyla kendisi tarafından cevaplanması gerektiğini gördüğünde, onun çözümünü bizzat kendisi açıklardı. Buyurdu ki, manevi ilerleme için tenvir, takva ve temizlik şart olur. Düşünce ve dikkatin, zihnin nurlu oluşuyla alakası vardır ve duyguların iyilik üzerinde tutulması takvadır. İnsana tenvir nasip olduğunda kötülüklerden korunaklı kalır, ve kötülüklerden korunmuş olarak kaldığında Allah’ın lütuf (gölgesinin) altına girer.

Devamını oku...

15 Nisan 2016 Cuma Hutbesi Özeti

Ancak, tam manasıyla tevhide bağlı olmakla din sevgisi ve azameti yerleşir ve namazda lezzet ve sürur elde edilir.

Seyyidna Hazret Halifetü’l Mesihi’l Hamis Atba, 15 nisan 2016’da Beytü’l Futuh Camiinde Cuma Hutbesi irşad etti. Hutbe, çeşitli dillerdeki tercümesi ile birlikte MTA’da canlı olarak yayınlandı.

Huzur-i Enver şöyle dedi: Namazların eda edilmesi ve farz oluşu hakkında Yüce Allah sık sık müminlere telkinde bulundu ve buyurdu ki insanın yaratılışının gayesi ancak ibadettir, fakat insan bu maksaddan uzaklaşmıştır. Hz. Mesih-i Mevud (as) der ki, bu asıl ve fıtri amacı bırakarak hayvanlar gibi hayatın amacını sadece yemek içmek ve uyumak zanneden insanlar, Allah’ın lütuflarından uzak kalırlar. Huzur-i Enver dedi ki, İslam bize beş vakit namazın eda edilmesini emretti. Hz. Mesih-i Mevud (as) bize ibadetlerin doğru şekillerini ve onun hikmetlerini öğretti. Sık sık cemaatinin dikkatini namaza çekti ki bizler namazın önemini anlayalım ve namazlarımızda güzellik meydana getirelim. Havanın sert oluşu veya gecenin kısa oluşu sebebiyle sabah namazında tembellik yapmak, veya işlerin meşguliyetinden dolayı öğle ve ilkindiyi cem etmek yahut hiç kılmamak, doğru değildir. Mukim olan insanların, kendi camilerine yahut namaz merkezlerine, düzenli olarak namazları eda etmeye gitmeleri gerekir. Özellikle cemaat görevlileri, çalışanlar ve vakfe zindigiler bu konuya dikkat ederseler namaz için toplanan cemaat çok iyi olabilir. Hz. Mesih-i Mevud (as) buyurur ki, namazlar bir taraftan yaratılışın maksadını elde etmek için gereklidir, diğer taraftan bizi afet ve zorluklardan da kurtarır. Kısacası çok istiğfar edin,  dünya meşguliyetlerinin çokluğundan dolayı fırsatı az olan insanların herkesten daha fazla korkmaları lazım. Teheccüde özellikle kalkın ve zevk ve şevk ile eda edin. Çalışmak yüzünden, aradaki namazlarda ibtilalar gelir. Unutmayın ki Rezzak olan Allah-u Tealadır, namazı kendi vaktinde eda etmek gerekir.

Devamını oku...

8 Nisan 2016 Cuma Hutbesi Özeti

Kuran-ı Kerim ve sünnet bizim kılavuzumuzdur. Bunlara aykırı olan hiçbir ilham veya rüya doğru olamaz.

Seyyidna Hazret Halifetü’l Mesihi’l Hamis Atba, 8 nisan 2016’da Beytü’l Futuh Camiinde Cuma Hutbesi irşad etti. Hutbe, çeşitli dillerdeki tercümesi ile birlikte MTA’da canlı olarak yayınlandı.

Huzur-i Enver hutbede, aralıksız oruç tutmak, Hz. Mesih-i Mevud’un (as) kendi ayrı cemaatini kurması ve toplumsal meseleler, özellikle evlilik ile ilgili Hz. Muslih Mevud’un (ra) rivayetlerini anlattı. Kadiyan’da bir kadının üst üste altı ay oruç tutması ile ilgili onun rüyasından bahsederek buyurdu ki, bir rüya Kuran-ı Kerim veya Resulüllah’ın (sav) fetva ve sünnetine aykırı ise, böyle bir rüya her ne olursa olsun reddedilmeye layıktır diye değerlendirilecektir. Kendi kendini, gücünü aşan bir sıkıntıya sokmak yanlış bir şeydir, hatta salih amel de değildir. Tabi ki Allah tarafından görevlendirilen memurlara karşı Allah’ın muamelesi kesinlikle farklı olur. Onlar herhangi bir normal insanla mukayese edilemez. Hz. Mesih-i Mevud’a (as) şöyle bir suçlama yapılır: Kendisi gelip bir grup daha oluşturarak daha fazla tefrika yarattı. Hz. Mesih-i Mevud (as) şöyle buyurur: İyi sütü muhafaza etmek için onu yoğurtla bir araya mı koyarsınız yoksa ayrı mı tutarsınız. Apaçıktır ki iyi süt yoğurt ile bir dakika bile iyi durumda kalmaz. İşte, nebilerin cemaatini diğerlerinden ayrı tutmak zorunluydu. Nasıl ki hastadan sakınılmazsa sağlıklı kimse de hasta oluyorsa aynı şekilde nebinin cemaatini manen hasta olanlardan ayrı tutmak Allah’ın sünnetidir.

Devamını oku...

“Ay tutulacağı zaman, güneş ile ay (tutulmuşken) bir araya getirileceği zaman, insan nereye kaçabilirim? diyecek.” Kıyamet Suresi:9-11

Yüce Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Mehdimizin iki alâmeti vardır. Dünya oldu olalı hiç meydana çıkmamıştır. Ay (her zaman tutulduğu tarihlerin) ilk gecesin-de, güneş ise ( her zaman tutulduğu ta-rihlerin) ortasında Ramazan ayında tutu-lacaktır. Bu iki alâmet gökle yer yaratılalı hiç ortaya çıkmamıştır.”; der.

Bugünden tam bir asır önce gökyüzünde Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Mehdi hakkında verdiği gaybi haberler doğrultusunda iki alâmet belir-mişti. Bu muazzam belirti büyük bir ihti-şamla hadis kitaplarında daha önceden belirtilen tarihlerde gerçekleşmişti. Yani 1894 yılında güneş ile ay Ramazan ayında tutularak daha önce Mehdi İmam olduğunu iddia etmiş bulunan Mirza Gulam Ahmed Hazretlerinin doğruluğuna tanıklık etmişti. Bundan dolayı, Müslüman Ahmediye Cemaati 1994 yılını tam yüz sene evvel ortaya çıkan bu iki muazzam nişanenin hatırasına yüzüncü yıldönümü olarak kutlamaktadır. Bilindiği gibi Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Mehdi'yi doğrulayacak olan iki semavi tanık hakkında tam bin dört yüz yıl önce bize haber vermişti. O yüce İmam'ın gelip bu ümmete çekidüzen vereceği ve İslamiyet’i tekrar galip getireceği ve Müslümanların o eski haş-metli günlerinin tekrar geleceği hakkında Yüce Peygamberimiz önceden bildirmiştir.

Mehdi hakkındaki bazı alâmetler ise gök-yüzünde belirecekti. Sözünü ettiğimiz adı geçen yüce alamet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) tarafından şöyle anlatılmıştır: "Bizim Mehdimizin iki alâmeti olacak. Dünya oldu olalı bu gibi iki alâmet hiç ortaya çıkmamıştır. Ramazan ayında ay (her zaman tutulduğu tarihlerin) ilkinde, güneş ise (her zaman tutulduğu tarihlerin) ortasında tutulacak. Gök ile yer yaratılalı bu iki belirti meydana çıkmamıştır" Sünen Ed-Dar Kutni Bab Salatü'I-Hüsuf ve'I -Küsuf. Kuran-ı Kerim'in bir ayeti de buna işaret eder. Nitekim bu yüce kitap, "Ay tutulacağı zaman, güneş ile ay (tutulmuşken) bir araya getirileceği zaman, insan, "Nereye kaçabilirim?" diyecek".

Devamını oku...

Sadıkların sohbetine sıkı sıkı sarılın.

Ebu Hureyre peygamberimizin son zamanlarında Müslüman oldu. Geç Müslüman olmasına o kadar üzüldü ki, peygamberimizin sohbetini hiç kaçırmamak için hayatının kalanında O’nun mescidinden ayrılmadı.

Yüce Allah Kuran-ı Kerim’de;

“Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve doğru (sadık)larla birlikte olun”. (Tevbe 119)

“(Allah) bu kitapta size şöyle bir emir indirdi: Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini, bu ayetlerle alay edildiğini duyduğunuz zaman (bu alay edenler) başka bir sözle meşgul olmadıkça onlarla beraber oturmayın. Yoksa sizlerde onlar gibi olursunuz. Allah (c.c.), münafıklarla kâfirlerin hepsini mutlaka cehennemde toplayacaktır.” (Nisa 141)

Buyurmaktadır. Yine Peygamberimizin hadislerinde:

Devamını oku...

“La İlahe İllallah”ın anlamını inceleyin! “La İlahe İllallah” diyerek insan diliyle, “Kendisinin Allah’tan (c.c.) başka mabudunun olmadığını” ikrar eder ve kalben tasdik eyler. İlah; “mabud, mahbub ve gerçek maksut” anlamına gelen bir Arapça kelimedir. Müslümanlara öğretilen bu kelime, Kur’ân-ı Kerim’in özetidir. Büyük kitapların ezberlenmesi her insan için mümkün olmadığından dolayı hikmet sahibi olan Allah (c.c.), İslâmi öğretinin özünü unutmayalım diye bize küçücük bir kelime öğretmiştir. Bu kelimenin anlamı şudur; insan Allah’ı (c.c.) ön planda tutmadığı,  O’nu mabud kabul etmediği ve O’nu maksut kılmadığı müddetçe” necat elde edemez.

Bir Hadis-i Şerifte “La İlahe İllallah” diyenin cennetlik olacağı beyan edilmiştir. Bu hadis yanlış anlaşılmıştır. Nitekim bir papağan gibi bu kelimenin ezberlenip sadece dil ile bunun sık sık tekrarlanmasının yeterli olacağı ve bu kadar ikrarla Cennete girileceği zannedilmektedir. Unutulmamalıdır ki, Allah’ın (c.c.) ilişki kurduğu laf değil gönüldür. Yani bu kelimenin anlamını gönüllerinde gerçekten barındıran ve Allah’ın (c.c.) azametini hakkıyla yüreklerinde taşıyan kimseler cennetliktir.

İnsan  “La İlahe İllallah”a içtenlikle iman edince onun mahbubu Allah (c.c.) olur ve O’ndan başka sevgilisi kalmaz. Aynı şekilde sadece Allah (c.c.) onun mabudu olur ve O’ndan başka matlubu da kalmaz. Değil ahirette bu dünyadayken bu insan cennete girer.  Allah’tan (c.c.) başka mahbubu ve maksudu kalmayınca hiçbir musibet ve güçlük insana rahatsızlık vermez. Abdal ve kutubların makamı işte budur. “Biz de bir tek Allah’a (c.c.) tapıyor ve hiçbir zaman putlara tapmıyoruz” deyip yanılgıya düşmeyin!  Aslında Puta tapmamak bir üstünlük olmayıp rütbelerin en aşağısıdır. Manevi hakikatlerden habersiz olan Hindu bile puta tapmaktan vazgeçiyor.

 

Devamını oku...

Bu devirde inanışlar ve imanî konularda maddi dünyanın yaptığı itirazların en büyüğü Allah’ın varlığı hakkındadır. Onlar Allah’ın varlığını inkâr ederler. Müşrik, Allah’a ortak koşmasına rağmen en azından Allah’ın varlığına inanır. Ateistler ise O’nun varlığını tamamen reddederler. Çağımızda, bilim her şeyin varlığını müşahedeye dayandırmaktadır.  Bundan dolayı ateistler “Eğer Allah varsa bize gösterilmeli, O’nu görmeden O’na iman etmemiz mümkün değildir.” derler.  Bu devirde esen rüzgârlar gençlerin kalplerinden O pak zatın izlerini silip yok etmiştir. Üniversitelerde okuyan ve oradan mezun olan sayıları da gitgide artan yüzlerce insan Allah’ın varlığını inkâr eder. Binlerce insan, içinde bulunduğu milletin veya kavmin korkusundan dolayı dışa vurmamalarına rağmen kalpleri Allaha iman etmez. Bundan dolayı biz Allah’ın yardımıyla bu makaleyi kaleme almaya karar verdik. İnşallah saadetli insanlar bundan istifade ederler.

Devamını oku...

İslam kesin olarak terörün her türünü reddeder ve kınar.

İslam’da hiçbir şiddet eylemi için kılıf ya da mazeret yoktur; bireysel, bir grup tarafından veya devlet tarafından işlense de. Doğrusu İslam’a göre, madem ki bütün dinler peygamberlerini barış sağlamak için gönderen Allah tarafından getirildi,; öyleyse hiçbir din masum erkeğin, kadının ve çocuğun şiddet görmesini ve kanlarının dökülmesini kabul edemez.

İslam kelimesi harfi harfine terörün karşıtı olan “barış” anlamına gelir ve bütün Müslümanlar için barışı sağlama zorunluluğu getiren bir dindir.

…dünya üzerinde ağırbaşlı bir şekilde yürürler, cahil kimseler onlara kötü bir söz söyleyince, (kavga etmeyip) “Biz selametiniz için dua ederiz,” derler. [Kuran-ı Kerim Sure 25: Ayet.64]

Kuran-ı Kerim hakikaten hayatın kutsallığını savunur,

… herkim hiç kimseyi öldürmemiş ve yeryüzünde kargaşa çıkarmamış birini öldürürse, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olur; kim birinin hayatını kurtarırsa, bütün insanlığı diriltmiş gibi olur. [Kuran-ı Kerim Sure:5, Ayet: 33]

 

Devamını oku...

Herşeyden önce bilinmelidir ki; namazdan tat almak bir-iki günlük bir şey değildir. Devamlılık ve çaba şarttır ve tat alabilmeyi öğrenmenin yolu da namazı ayakta tutmaya çalışmaktan geçer. Yani bu yolları namaz kılmadan öğrenmekte mümkün değildir. Bugün tatsız kılınan namazlar bile ayakta tutulmaya çalışılır ve devamlılık ve çaba ile birlikte aşağıdaki yöntemlerle birleştirilirse namaz daki lezzet keşfedilecektir.

Mehdi (a.s.) "Bir insan uzun süre namaz kıldı ama gözünden bir damla yaş akmadı ise onun kalbinde hastalık vardır." der. Yani kalbimizi hastalıklardan arındırmadıkça o aranan namaza ulaşılamıyor. Ancak kalbi hastalıklardan arındırmanın yolu da yine namazdır. Ben bugün güzel namaz kılamam ilerde diyen bilsin ki şeytanın kendisini kandırmasına izin veriyor. Çünkü namaza ilerde de başlasa aynı manevi süreçler baştan başlayacaktır. Namaza bir gün önce bile başlayabilmek bazen insan hayatını tümden değiştirir.

Ancak bugün Müslümanlar tatsız tuzsuz hiçbir şey anlamadan ve sadece borç ödemek için namaz kılmaktadırlar. Aslolan ise tat alarak namazı hayatımızın vazgeçilmezi yapmak olmalıdır.

Devamını oku...

Jalsa Salana

Çocuklar İçin Oyunlar, Bulmacalar

Mta Tv (Tr - De)

Mta-tv

Sosyal Medyamız

Ahmediyet'e Davet

Multimedya

Dergimiz 18. sayısı

3. Dünya savaşının tartışıldığı şu günlerde

İLAHİ UYARICIDAN BİR UYARI

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 109

Yüce Allah (cc) üst üste indirdiği vahiyler vasıtasıyla, ölüm zamanımın çok yaklaştığını bana haber vermiştir. O'nun bu konudaki v...

Video

Downloads: 153

Makyaj dine aykırı mıdır, şalvar cübbe sarık gibi şeylerin dindeki yeri nedir, namaz içi...

Ses-mp3

Downloads: 114

Şems Suresi Tefsiri Konuşmacı S.A. Ahmad 13 Mart 2011 Skype Toplantısı

Namaz Vakitleri

Bölge :

Üyelere Özel Hediye Kitap

MTA Türk

Galerimiz Resimler