Mta-türk videolar için tıklayınız.

Müslüman Ahmediye Cemaati, uluslararası alanda Kuzey Amerika, Güney Amerika, Asya, Avustralya ve Avrupa’nın 206 ülkesinde şubesi bulunan dinî bir cemaattir. Bu, dünya genelinde 300 milyon üyeyi kapsayan, çağdaş tarihin en dinamik İslâm topluluğudur.  Ahmediye Cemaati, 1889’da Hindistan’ın Pencap Bölgesinin, Kadiyan adında küçük ve ıssız bir köyünde Mirza Gulam Ahmed (1835-1908) tarafından kurulmuştur. Kendisi, âhir zamanda tüm dinlerin beklediği kişi, yani beklenen müceddid (Mehdi ve Mesih) olduğunu iddia etti. Kurduğu cemaat, İslâm’ın ilk günlerindeki berraklığı taşıyan hayırlı tebliğinin  -sulh, umumî kardeşlik ve Allah’ın iradesine teslimiyet – bir kuruluşudur. Hz. Ahmed  İslâm’ı, insanlığın dini olarak tanıttı. “Doğru yoldaki insanların dini.” (Beyyine-6.Ayet)

Ahmediye Cemaati, bu zihniyetle bir asır içinde dünyanın her köşesine ulaştı. Cemaat bazı ülkelerde şiddetli baskılara maruz kalmasına rağmen, yerleştiği her yerde sosyal projeler, eğitim enstitüleri, sağlık hizmetleri, İslâmî yayınlar ve cami inşaları ile İslâm’ın hayırlı hizmetlerini hayata geçirmektedir. Ahmedî Müslümanlar, yasalara uyan, barışçı, azimli ve hayırsever bir cemaat olma hüviyetini hak ettiler.  İslâm’da Müslüman Ahmediye Cemaati, İslâmî ahlâkı ve manevî değerleri yeniden canlandırma amacıyla, ilâhi rehberlik doğrultusunda meydana getirilmiş bir cemaattir. Cemaat dinler arasında diyalogu teşvik ederek, İslâm’ı özenle savunup, batıdaki yanlış İslâm anlayışını düzeltmeye ve farklı dinlerin mensupları arasında barış, hoşgörü, sevgi ve anlayışı yaymaya ve yerleştirmeye çalışır. Cemaat, Kur’an-ı Kerim’in şu talimatına sıkı sıkıya bağlıdır ve ona göre amel etmektedir. “Dinde zorlama yoktur,” (Bakara – 257.Ayet)

Devamını oku...

15 Mayıs 2015 Cuma Hutbesi Özeti

Seyyidna Hazret Halifetü’l Mesihi’l Hamis Atba, 15 Mayıs 2015’de Beytü’l Futuh Camiinde Cuma Hutbesi irşad etti. Hutbe, çeşitli dillerdeki tercümesi ile birlikte her zaman olduğu gibi MTA’da canlı olarak yayınlandı.

Huzur-u Enver, Pakistanda Ahmediye Cemaatinin gazeteleri, dergileri ve Mesih-i Mevud’un (as) kitaplarının neşredilmesine Pencap hükümeti tarafından yasaklama getirilmesi hakkında şöyle buyurdu ki, insanlar bana da yazarlar ve faks vesaire yoluyla üzüntülerini belirtirler. Unutmamalıyız ki bunlar yeni şeyler değildir. Ahmediye Cemaati kurulduğundan beri böyle hareketler yapılageldi, yapılıyor ve gelecekte de olacak. Böyle hareketlerden daha önce de Cemaate zarar gelmedi ve inşallah ilerde de asla zarar gelmeyecek. Ancak daimi olarak, muhaliflerin bu davranışları, bizim imanımızı parlatmak için ve Mesih-i Mevud (as) ile bağımızı ilerletmek için gübreleme işi olmalı. Eğer, Hazreti Mesih-i Mevud’un (as) kitaplarını okumaya daha önce bizim ilgimiz az idiyse şimdi daha fazla ilgi uyandırması lazım. Hüda Teala, Mesih-i Mevud’u (as) ilim ve marifet hazineleriyle gönderdi ve başarı sözü verdi. Biz daima, büyük engellemeler ve muhalefetlerden sonra Cemaatin ilerlemesinin daha da arttığını gördük. Bize ne kadar baskı yapılırsa, Allah-u Teala o kadar lütuflarını artırır. İnşallah şimdi de daha iyi olacak, o yüzden endişe edilecek hiçbir şey yoktur. Bir zamanlar, işaata yasaklama getirilmekle zarara uğrayabilme kaygısı vardı. Şimdi Allah’ın lütfu ile bu ilim ve marifet hazinesi göklere yayılmıştır ki bir düğmeye basmakla önümüze gelir. Bizim görevimiz, Hazreti Mesih-i Mevud’un (as) ilmî kelamından ve kitaplarından olabildiğince istifade etmeye çalışmaktır.

Devamını oku...

Bilindiği gibi akıl baliğ olan herkese Ramazan orucu farzdır. Orucun farz oluşunun kaynağı nedir?

Ramazan orucunun farz oluşu Kur’an-ı Kerim’in emrinden kaynaklanmaktadır. Bakara Sûresinin 184. Ayeti Kerimesinde Allah-u Teâlâ:

Ya eyyühellezine amenû kütibe aleykümüs-sıyamü kema kütibe alellezine min gabliküm lealleküm tettekûn” buyurmaktadır.

Bu ayetin meali şöyle “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de oruç tutmak farz kılındı”.

Buradaki “gibi” kelimesinden ne anlamaktayız? Yani onların tuttuğu gibi mi oruç tutun, yoksa başka bir anlamı mı var?

Bunun manası onların tuttuğu gibi oruç tutun değildir. Çünkü hepimizin bildiği gibi İslamiyet’teki oruç tutuş şekli katiyen diğer dinlerdekilere benzemez. Mesela İslamiyet’ten önce de farklı şekillerde oruç tutuş şekilleri vardı. Hinduların tuttuğu oruçta bazı şeyleri yemek yasaktır, bazı şeyleri yemek yasak değildir. Özellikle onlar ateş üzerinde pişmiş şeyleri yemezler, onların orucu budur. Katolikler arasında etin yenmesi yasaktır. Yeme içme açısından bu gibi farklılıklar var, bunun dışında tutuş şekilleri de farklı. Mesela bazıları iki üç gün oruç tutuyorlar, bazıları üç dört gün oruç tutuyorlar vesaire. Onun için bunun manası kesinlikle onların tuttuğu gibi oruç tutun değildir. Manası şudur; İnsanoğlunun hepsine bir sorumluluk verilirse bu, insan için teşvik edicidir.

Devamını oku...

Hastalık ve Yolculukta: Eğer bir insan hasta ise ve yolcu ise onun için oruç tutmak Kur’an-ı Kerim’de yasaktır.

Bazı insanlar ben hastayım ama oruç tutabilirim diyor veya yolcuyum ama tutabilirim diyor. Bizce bu insanlar günah işliyorlar. Neden günah işliyorlar? Çünkü Kur’an-ı Kerim’de Allah-u Teâlâ açık ve net ifade ile hasta ve yolcu olan başka günlerde oruç tutsun buyurdu. Kur’an-ı Kerim’de bu konu Bakara Sûresi 184. Ayette ve 185,186,187 de geçiyor. Ve Allah-u Teâlâ orada hasta ve yolcu olan isterse oruç tutabilir demiyor. “Fe iddetün ve min kane minküm merizan ev ala seferin ve iddetün min eyyamin uhar” buyurdu. Yani “Aranızda hasta olan ve yolcu olan orucunu ve sayısını başka günlerde tamamlasın” buyurdu. Demedi isterse tutabilir. Onun için hasta ve yolcunun oruç tutması günahtır, doğru değildir.

Hamile veya emziren anne: Tabi bu arada hastalığında çeşitleri vardır, mesela hamile kadın, o da hasta hükmündedir, onun için o da oruç tutmaz. Aynı şekilde emziren bir anne! O da hasta hükmündedir. O da oruç tutmaz.

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir.

Hayızlı hanımların durumu: Orucu engelleyen günlerden bir tanesi bayanların hayızlı olduğu özel günleridir veya çocuk doğduktan sonra ki bazı özel günlerdir.

Devamını oku...

Duanın sartlari nelerdir? Dua nasil edilir? Hangi ortamlarda edilir?

Bu tür konuların sık sık tekrar edilmesi gereklidir. Çünkü insanlar çabuk unutuyorlar.

Bu devirde, Müslümanlar arasında dua resmi bir hal almıştır. Namaz kılıyorsun bir el kaldırıyorsun, hoca Arapça bir şeyler okuyor, sende amin diyorsun. Halen bu işlem resmi bir protokol olarak yapıla gelmektedir.

Bir mümin ancak dua vasıtasıyla Allahü Teâla'ya ulaşabilir. Şöyle ki;

"Allahü Teala (c.c.) çok rahmet edendir. O'nun rahmet denizi tükenmez bir denizdir ve O'nu arayan hiçbir zaman O'na ulaşmaktan mahrum kalmaz. Ama bunun için geceleri kalkıp Allah'a dua edin ve O'nun lütfunu talep edin."

Devamını oku...

Herşeyden önce bilinmelidir ki; namazdan tat almak bir-iki günlük bir şey değildir. Devamlılık ve çaba şarttır ve tat alabilmeyi öğrenmenin yolu da namazı ayakta tutmaya çalışmaktan geçer. Yani bu yolları namaz kılmadan öğrenmekte mümkün değildir. Bugün tatsız kılınan namazlar bile ayakta tutulmaya çalışılır ve devamlılık ve çaba ile birlikte aşağıdaki yöntemlerle birleştirilirse namaz daki lezzet keşfedilecektir.

Mehdi (a.s.) "Bir insan uzun süre namaz kıldı ama gözünden bir damla yaş akmadı ise onun kalbinde hastalık vardır." der. Yani kalbimizi hastalıklardan arındırmadıkça o aranan namaza ulaşılamıyor. Ancak kalbi hastalıklardan arındırmanın yolu da yine namazdır. Ben bugün güzel namaz kılamam ilerde diyen bilsin ki şeytanın kendisini kandırmasına izin veriyor. Çünkü namaza ilerde de başlasa aynı manevi süreçler baştan başlayacaktır. Namaza bir gün önce bile başlayabilmek bazen insan hayatını tümden değiştirir.

Ancak bugün Müslümanlar tatsız tuzsuz hiçbir şey anlamadan ve sadece borç ödemek için namaz kılmaktadırlar. Aslolan ise tat alarak namazı hayatımızın vazgeçilmezi yapmak olmalıdır.

Devamını oku...

Farz ve vacip dışında kalan oruçlar nafile oruçlardır, insan istediği zaman tutar ama Resûlüllah sav’in hayatında bazı belli günler var. O günlerde Peygamber sav oruç tutmayı severdi.

Bir tanesi şevval orucudur. Resûlüllah sav Ramazan ayı sona erdikten sonra altı gün oruç tutardı ve ashabını da teşvik ederdi. Hatta eğer bir insan Ramazan ayı sona erdikten sonra altı gün oruç tutarsa sanki bütün sene oruç tutmuş gibidir buyurmuştur.[1] Yani bayramın ilk günü hariç, bayramın ikinci gününden itibaren 6 gün oruç tutabilirsiniz, yani zorunluluk yok ama tutabilirsiniz, şevval orucu Peygamber sav’ın sevdiği ve övdüğü nafile bir oruçtur.

Sonra yevmi bis dediğimiz günler var. Yani her ayın onüç ondört ve onbeşinci günleri.[2] Bu ay derken kameri aylardan bahsediyoruz.

Onun dışında Resûlüllah sav her hafta Pazartesi ve Perşembe günü oruç tutardı, bu da Resûlüllah sav sünnetiydi.[3] Peygamber sav Ebu Davud adlı hadis kitabında bir hadiste şöyle buyurmuştur; “Pazartesi ve Perşembe günleri amelleriniz Allah’a takdim edilir, ve ben amellerim takdim edilirken oruçlu olmayı severim.”[4] Onun için Pazartesi ve Perşembe günü Resûlüllah sav oruçlu olurdu.

Devamını oku...

Arapça bir kelime olup “iki hararet” yahut “iki sıcaklık” demektir. Kul sıcak bir şekilde oruç tutarak ve ibadet ederek Rabbinin sevgisini elde etmeye çalışır. Bunun neticesinde Yüce Allah da çok sıcak bir şekilde kuluna yaklaşır.

Kuran-ı Kerim’in Bakara Suresinde Ramazan ayında oruç tutmamız emredilmiştir. Bu konudaki Ayet-i Kerimeler ve onların meali dergimizin ikinci sayfasında verilmiştir.

Bu Ayet-i Kerimelerde beyan edilen birkaç noktaya kısa olarak değinmek istiyorum.

1-  Yüce Allah’ın cc buyurduğu gibi oruç o derece faydalıdır ki yalnız Müslümanlara değil aksine daha önce geçmiş diğer ümmetlere dahi farz kılınmıştı. Diğer bir ifadeyle oruç tutmanın çok faydalı olduğu eskiler tarafından dahi denenmiştir.

İslamiyet’ten önceki bütün dinlerin orucu emrettiği bir gerçektir. Britanica Ansiklopedisine göre talimatında oruç tutmanın farz kılınmadığı bir tek din yoktur.

Mesela Yahudilerde “Eski Ahid” de sık sık oruçtan bahsedilmiştir.[1] Yeni Ahid de oruçtan bahsedilmiştir.[2]

Aynı şekilde Hindu ve Zerdüşti dinlerde bile orucun zikri mevcuttur.

2- Hastanın hastalığı esnasında oruç tutmaması aksine sağlığa kavuşunca oruç tutamadığı günlerin sayısınca oruç tutması emredilmiştir. Vâdedilen Mesih sav bu konuda şöyle demiştir: “Eğer birisi yolcu iken yahut hastalık esnasında bile oruç tutuyorsa (demek ki Yüce Allah’ın emrine ters davranmakta olup) günah işlemektedir. Çünkü asıl gaye kendi isteğine göre hareket etmek değil aksine Yüce Allah’ın cc rızasıdır. Yüce Allah’ın cc rızası Kendisine itaat etmektedir… Ben yolculuk esnasında keza hastalıkta oruç tutmam.”[3]

Devamını oku...

  • Şimdiye kadar bu cemaatin yerleştiği ve merkez kurduğu ülkeler sayısı 203,
  • Bütün yeryüzünde Cemaatimizin merkezlerinin sayısı 1869,
  • Müslüman Ahmediye Cemaatinin şimdiye kadar değişik dillerde yayınladığı Kur’an-ı Kerîm meallerinin sayısı 69,
  • Müslüman Ahmediye Cemaatinin “Humanity First” adlı acil yardım kuruluşunun resmi olarak kaydedildiği ülkeler sayısı 23,
  • Bütün dünyada insanlığa hizmet amacıyla Cemaatimiz tarafından kurulmuş olan hastaneler sayısı 12 ülkede 36,
  • Cemaatimizin kurduğu dispanserler sayısı 55 ülkede 650,
  • Yalnız Afrika’da cemaatimizin matbaalarının bulunduğu ülkelerin sayısı 8,
  • Cemaatimizin, yuva, ilkokul, ortaokul ve liselerini kurduğu ülkeler sayısı 11,
  • Cemaatimizin kurduğu yuva, ilkokul, ortaokul ve lise sayısı 505,
  • Cemaatimizin sadece 2006 yılında inşa ettirdiği cami sayısı 169,
  • Cemaatimizin “M.T.A.” adlı üç kanallı televizyon istasyonu bulunmaktadır. MTA tarafından 24 saat dini ve kültürel programlar neşredilmektedir. Bu programlar uydu anteni vasıtasıyla dünyanın her yerinde seyredilmektedir. Türkiye’den de Hotbird uydusu üzerinden izlenebilmektedir.  MTA yayınları aynı anda 6 farklı ses kanalından audio seçimi yapılarak değişik dillerde izlenebilir.

Cemaatimiz tüm bu hizmetleri gönüllü üyelerinin heyecanlı çalışmalarıyla yerine getirmiştir.

Aynı zamanda cemaatimiz genel olarak dünyada, barışsever, kanunlara saygılı ve her düşünceden insana aynı derecede sevgi ile davranmasından dolayı saygı duyulan bir konumdadır.

Ayrıca, Ahmediler Resulullah (s.a.v.)’e gönülden bağlı, İslami emirlerin tamamına riayet eden Ehl-i Sünnet insanlardan oluşmaktadır.

22 Mayıs 2015 Cuma Hutbesi Özeti

İslam’ın işaati için Hazreti Muslih Mevud’un (ra) verdiği ve yerine getirdiği sözü, bugün bizim de vermemiz ve yerine getirmemiz gerekir.

Seyyidna Hazret Halifetü’l Mesihi’l Hamis Atba, 22 Mayıs 2015’de Beytü’l Futuh Camiinde Cuma Hutbesi irşad etti. Hutbe, çeşitli dillerdeki tercümesi ile birlikte her zaman olduğu gibi MTA’da canlı olarak yayınlandı.

Huzur-u Enver, Kuran-ı Kerim’in  (İctenibû kesiram-min-ez zanni) ayeti hakkında şöyle buyurdu: İnsan kötü zanlarla ve şüphelerle davranmaya başladığında fesat ortaya çıkar. Kötü zan, çok kötü bir şeydir. Hazreti Muslih Mevud (ra) kendi hilafetiyle ilgili der ki, beni Allah-u Teala halife yaptı ve yine Kendisi, destek ve yardımını daima bana lütfetti. Bir defa birisi çanda ile ilgili itiraz etti, bunun üzerine kendisi ona şöyle buyurdu: Senin bir daha Cemaat için bir kuruş bile göndermen yasaktır, ondan sonra Allah’ın Cemaatine ne zarar verebileceğine bak, hatırında olsun ki Allah-u Teala bana gaipten yardım edecek ve mallarını Cemaat için feda etmeyi gurur vesilesi sayan insanlara ilham edecek. Sonra Hazreti Muslih Mevud (ra) buyurur ki, Hazreti Mesih-i Mevud’un (as) kendi ehl-ü iyaline işaret ederek, “Allah-u Teala, Behişti Makbera’ya gömülmek konusunda benim ehl-ü iyalime istisna yaptı ve onlar vasiyet yapmaksızın da Behişti Makbera’ya defnedilecek ve buna itiraz eden münafık olacak,” dediğini bilmez misiniz? Eğer bizler para yiyen insanlar olsaydık Allah-u Teala bu ayrıcalığı neden versindi? İtiraz eden insanların Allah’tan korkmaları lazım ve imanları uçup gitmeden önce dikkatlerini kendilerini ıslah etmeye çevirmeleri lazım. Durum ne olursa olsun, böyle insanlar her devirde olur. Hazreti Mesih-i Mevud’un (as) zamanında bile bu itiraz kendisine yapıldı.

Devamını oku...

Ramazan kelime olarak “Yanmak”, “Isınmak” demektir. Öyleyse ne demektir Ramazan? Mümin Ramazan Ayında Allah-u Teâlâ ile olan ilişkilerini daha çok ısındırıyor. Daha çok Allah sevgisi içinde yanıyor, bu demektir. Ramazan Ayı Kuranı Kerimin vur­guladığı gibi Allah-u Teâlâ’nın cömertliği ile dolu bir aydır. Allah-u Teâlâ zaten cömerttir. Ama nasıl ki bazen kralların belli günleri olur; mesela doğum günü gibi. İşte bu günlerde krallar derler ki “dileyin benden ne dilerseniz”. İşte Allahü Teâlâ bunun için Ramazan’ı koydu. O günlerde isteyin benden ne isterseniz. Ama tabii ki bazı şartlara bağlı!

En başta benimle olman lazım!.. Yani bir kişi o kralın saltanatından değilse, o krala karşı geliyorsa, isyancı ise ve ben senin saltanatını istiyorum derse, o kişiye bir şey vermez tabii ki. Onun için bizim Ramazan Ayı’nı çok iyi değerlendirmemiz lazım. Mesela hepimizin kusuru, ayıbı, eksik tarafları vardır. Hiç değilse kendi kendimizi böyle inceleyelim ve diyelim ki benim böyle bir kusurum var. Bu Ramazan Ayından çıktığım zaman bu kusurdan arınmış olarak çıkmış olacağım. Bir kusurdan arınmak yeterli değildir. Bununla beraber şöyle bir iyilikte yapmalıyım. Bu aynı şuna benzer ki, bir lambanın yanması için nasıl hem pozitif hem negatif akım gerekiyorsa, iman ışığının da yanması için hem pozitif akımın olması lazım yani insanın bir şeyi yapması lazım, hem de negatif akımın olması lazım yani bazı şeyleri de yapmaması lazım. İkisi bir araya gelmediği müddetçe iman ışığı yanmaz. Bunun için hepimiz (bunu herkes kendi düşünmeli), ben şu eksikliğimden kurtulacağım, şu iyiliği de yapacağım diye karar vermeliyiz.

Örneğin bir insan namaz kılmıyorsa, diyecek ki ben namaz kılmaya başlayacağım bu Ramazan'da. Hiç değilse bir vakit başlayacağım. Bunun için bazen şeytan çeşitli yollarla insanı kandırabilir. Mesela derki, namazı bak bilmiyorsun. Onun için önce namazı kılmayı öğren, sonra kılmaya başla. İşte bu şeytanın bir özelliğidir. Şeytan bazen iyiliği emreder. Görünürde bu insana tuhaf gelebilir. Şeytan nasıl iyiliği emredebilir. Şöyle ki; daha büyük bir iyilikten mahrum bırakmak için, daha küçük bir iyiliğe teşvik eder. Namaz kılmak daha büyük bir iyilik! Onun için derki sen önce namaz kelimelerini öğren, daha sonra namaz kıl. Ama onun amacı bize namaz kelimelerini öğretmek değil, daha büyük bir iyilik olan namaz kılmaktan alıkoymaktır. Onun için birisi namaz kılmıyorsa, diyecek ki o kişi ben namaz kılacağım. Bu beş vakit değilse, bir vakit namaz belki kılacak. Bu şu demek değil ki Ramazan içinde kılacak, Ramazan bitince oh namazdan kurtuldum deyip terk edecek. Bu artık onun hayatının bir parçası olacak, o şekilde onu yapacak.

Devamını oku...

Allah Ramazan Ayı’nı hepimiz için mübarek kılsın. Bu ayın tüm faziletlerinden istifade edebilmeyi de nasip etsin. Âmin.

Bu hürmetli aydan gerektiği gibi istifade edebilmenin en önemli yolu, Resulullah (sav) ve ashabının bu ay içinde neler yaptığına ve nasıl yaptığına bakmaktır hiç kuşkusuz. İşte o Yüce Nebi bu ayın fazileti ile ilgili bakın neler söylemiş:

Hz. Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Âdemoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenab-i Hakk’ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar. Allah-u Teâlâ Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti.”

“Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir, diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (haluf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.”

Devamını oku...

Ramazan süresince faydalı olacak dualar aşağıdadır:

Oruca Başlarken

Okunuşu: Ve bisavmi ğadin neveytü min şehri ramazan

Manası: Ramazan ayının yarınki orucuna niyetlendim.

Orucu Bozarken (İftar Ederken)

Okunuşu: Allâhümme innî leke sumtü ve bike âmentü ve alâ rızgıke eftartü.

Manası: Ey Allah’ım! Senin için oruç tuttum sana iman ettim ve senin rızkınla orucumu açtım.

Devamını oku...

Daha önceki Ramazanlarda ne salih amel işlemişsek, hangi takvayı edinmişsek ve hangi makama erişmişsek manevi makama, bundan istifade etmeliyiz. Bu Ramazan ayında kendimizi incelemeliyiz, biz geçen Ramazanda hangi makama erişmişsek bu Ramazanda da o makam bizde devam etmekte midir yoksa bizden uzaklaşmış mıdır?

Eğer biz eski makamımızdan bile uzaklaşmışsak o zaman bu Ramazanın bize ne bereketi kalmıştır. Allah-u Teâlâ "Siz bu belli günlerde oruç tutarsanız iyi davranışlarda bulununuz, sâlih amel yapınız ki Allah-u Teâlâ’ya yakınlık kazanasınız." der, eğer sizde hiçbir değişiklik olmazsa biz takvayı edindik diyebilir misiniz?

Yüzde yüz gerçek olan bir şey vardır ki Allah-u Teâlâ’nın sözleri hiçbir zaman yanlış değildir, insan yanlıştır insan yanlışlığı yapar. Bu nedenle kesin olan ne varsa orada bizde eksiklikler, zayıflıklar vardır. Ya biz bu Ramazandan ve geçmiş Ramazanlardan faydalanmamışızdır veya biz geçici olarak bir iyilik edinmişizdir ondan sonra zaman geçince biz bunlardan vazgeçmişiz ve uzaklaşmışızdır.

Devamını oku...

Teheccüd namazı bütün zikirleri kapsayan bir namazdır. Nafile namazların en önemlisidir. Peygamberimizin ve ashabının devamlı kıldıkları bir namazdır.

Her ne kadar biz namazı farz olanlardan ibaret olarak görüyorsak da, namaz güzelliklerini yakalamak isteyen için çokca fırsatlar veren bir namazdır. İnsan nefsini ezmek ona galip gelmek istiyorsa teheccüd kılmalıdır. Çünkü gece uykudan kalkıp kılındığı için zaten namaz zor gelen nefse, bir de tatlı uykudan kalkmak ne kadar zordur.

Peki neden teheccüd diye bir namaz var sorusunu soralım samimice?

Şöyleki, insan birine aşık oldumu, onu her fırsatta görmek, her fırsatta güzel birşeyler söylemek ve onla yalnız kalarak saatlerce o anları paylaşmak ister. İşte bizlerde birer kul olarak Allah (c.c.)'a aşık olduğu iddiasında insanlarız. Aşıklığın ölçüsüde yukarıda sayılanlar olduğuna göre bizimde Allah (c.c.) ile yalnız kalmak, onunla saatlerce konuşmak ve onunla birlikte olmamız doğaldır. Zaten farz namazlar günlük meşgaleler içinde kendini namaza veremeden geçip gitmekte ve insanlar tat alamamaktadırlar. İşte eğer Allah (c.c.)'a aşıksan Allah (c.c.) bize o fırsatı vermişki, nefsinizi ezin ve gelen gece karanlığında aydınlık dileyin benden diye.

Dilediğiniz kadar namazınızı dua ile uzatın. Ezbere kılınan namaz çok az şey verebilir insana. Teheccüde kalkın ve alnınız secdeye vardığında Allah (c.c.)'a kendi dilinizle dilediğiniz kadar dua edin (Namaz rükunlarını arapça söylemek kaydıyla). Çünkü Paygamberimizin söylediğine göre, teheccüd vakti Allah (c.c.) kullarına çok yaklaşır ve "Benden bir şey dileyen kulum varmı" diye sorar.

Kuran " Teheccüd insana doğru söylemeyi öğretir." diyor. Ayrıca teheccüd kılanın günlük namazları da lezzet veren bir hale gelmeye başlar.

 

Devamını oku...

"Sonsuz kerem ve rahmet eden Al­lah’ın adıyla (okuyorum.)  Şüphesiz Biz, (bu Kur’an’ı[1]) kadir ge­cesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu, sana ne bildirsin? Kadir gecesi, bin aydan daha iyidir. Melekler ile Ruh-ül Kudüs, o (gece) Rablerinin emriyle her konu için iner (dururlar.) (O, hep) selamettir. Bu, gün doğana kadar (da de­vam eder.)[2]

Huzur(atba) birkaç gün sonra, içinde Kadir Gecesinin de yer aldığı Ramazan ayının son on günlük dönemine girilecek olduğunu hatırlattı. Bu maneviyat dolu gecede ise, Allah(cc) kullarına çok özel bir şekilde yönelir. Genel olarak Müslümanlar arasında Ramazan’ın bu son dönemine çok büyük önem verilir. Hatta bu ayın ilk yirmi günlük döneminde pek özenli davranmamış olanlar bile, bu son on günde çaba içine girerler ve manevi durumlarını iyileştirmeye çalışırlar. Cemaatimiz içinde de insanlarımız Allah(cc) yollunda çaba ve ibadetlerini bu son on günde arttırmaya yönelirler.

Resulullah’ın(sav) bir hadisine göre Kadir Gecesi Ramazan ayının son on günü içerisindedir ve o muazzam değerli bir gecedir.

Böyle olmakla birlikte, yılın kalan kısmının ihmalkârlık içerisinde geçirildiği bir durumda, sadece Ramazan’ın son on gününde gösterilen bu gayret, insanı gerçek iman sahibi ve Allah’ın(cc) sadık bir kulu yapabilir mi?

Devamını oku...

Mirza Tahir Ahmed Hazretleri Cuma Hutbesinde, duanın aşağıdaki bahsedilen durumda şartsız olarak kabul edileceğini söyledi;

1)      Güçlük içinde ve çok zor durumda olan insanın,

2)      Savaş altındaki insanın

3)      Bir annenin çocuklarını korumak amacıyla ettiği duanın

4)      Yolculukta olan insanın.

5)      Oruç tutanın orucunu açmadan önce ettiği dualar da daha iyi kabul görür dedi.

1 ci Halife şöyle demiştir:

“Ne dua edersek edelim, Allah daima zor durumda olan insanın duasını kabul eder. İnsanoğlu duaya ne kadar çok yönelirse, o kadar çok Allah’a (C.C.) yakınlaşır ve takvada ilerler. Yüce Allah (C.C) da “, Bana ve benim kanunlarıma itaat edin ve bana güvenin ve asla inancınızı yitirmeyin” der."

 

Devamını oku...

Jalsa Salana

Çocuklar İçin Oyunlar, Bulmacalar

Mta Tv (Tr - De)

Mta-tv

Sosyal Medyamız

Multimedya

Dergimiz 15/16 sayısı

Kur'an Meali

Cemaatimiz tarafından hazırlanan İkinci Kuran Mealimiz Yayında

Her Sureden önce açıklaması, Arapçası ve Türkçesi aynı hizada, Geniş indeks, Geniş Dipnotlar

Kitap

Downloads: 121

Aligarh Müslim Üniversitesi’nin kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han, Hindistan’daki Müslümanların çok önemli bir lideriydi. O, yeryüzünde meydana gelen her olayın kaza ve kadere tabi olarak...

Video

Downloads: 93

Cuma ve dua, cematimizin fedakarlıkları, şehitlerimiz

Ses-mp3

Üyelere Özel Hediye Kitap

MTA Türk

MTA TÜRK (son videolar)